Bugünkü yazımızın başlığını Sabahattin Ali’nin muallim şiirinden aldık. “Karşımızda heykel gibi başı dik duran, yüzümüze gururunun ışığı vuran. Bir muallim, insanlığın itilâsıdır… Bir muallim, fakat öyle bir muallim ki: -Bunu yazmak öyle acı, öyle elim ki…- Girye (gözyaşı) bugün onun zevki, gam gıdasıdır.” Fatma Nur öğretmen –sözde- bir öğrenci tarafından öldürüldü. Onu kurtarmaya çalışan iki kişide yaralandı. Demek gözü dönmüş bir canavar saldırısıydı bu. Kim çıkarsa onu parçalayacaktı. Canileşmenin en üst sınırını, vahşetin ifrat boyutunu yaşıyordu. İçindeki vahşi duygular kimseye zarar vermeden terbiye edilmeliydi ama geç kalındı. Osmanlı döneminde kasaplara yılın belirli bir zamanında bahçıvanlık yaptırırlarmış. Hep can almayı değil bir çiçek yetiştirerek bir cana yardım etmeyi de öğrensinler, duygularını terbiye etsinler diyerek. Onun için bizim medeniyetimizde gül yetiştirmek, çiçeklerle meşgul olmak esas bir ahlâktır. İnsanda kendini üstün görme, kuvvet kullanma, zorbalık etme ve intikam hisleri var. Fakat bu duygular terbiye edilebilen ve şefkat, merhamet, iyilik duygularına karşı mağlup olabilen duygular. Ancak bunun için çocukluktan itibaren şefkat eğitimi şart. Bunu açıkça itiraf etmek gerekir ki hem ailede hem maarifte şefkat eğitimi kısmı çok eksik. Eğitimin her aşamasının bir ayağı şefkate oturmalı. Şefkatle olan teması ve alâkası kesilmemeli. Her ne olursa olsun eğitimin neticelerinden biriside şefkat kazanımı olmalı. Çoğu zamanda şefkat eğitimin merkezine alınmalı. Şefkat hissi insan için fıtridir. Sadece üzeri tozlanmış veya kabuk bağlamıştır. İnsanın yaratılışında bulunan o fıtri hissi hep beraber yeniden canlandırmalıyız. Yapar mıyız? Bu hususta ortaya bir irade koyarsak elbette yaparız. Bu vesile ile Fatma Nur öğretmene Allah’tan(c.c.) rahmet, yaralılara acil şifalar dileriz.
Yorumlar
Kalan Karakter: