Cömertlik ve Yardım Etmede Akarsu Gibi Ol,
Şevkat ve Merhamette Güneş Gibi Ol,
Başkalarının Kusurlarını Örtmede Gece Gibi Ol,
Hiddet ve Asabiyette Ölü Gibi Ol
Tevazu ve Alçak Gönüllülükte Toprak Gibi Ol,
Hoşgörülülükte Deniz Gibi Ol,
Ya Olduğun Gibi Görün, Ya Göründüğün Gibi Ol.
İslamiyet esasında bir yardımlaşma dinidir. İslamiyetten önce de sonra da hiçbir din, hiçbir fikir, hiçbir ideoloji şimdiye kadar yardımlaşmaya bu derece önem vermemiş, yardım anlayışı ve bu anlayışın uygulanışını bu kadar geniş ulaştıramamıştır.
Mevlâna Celaleddin-i Rumi asırlar öncesinden tüm insanlığa yardımlaşmada ırmak gibi olmayı öğütlerken aslında bu yüce dinin parlak öğütlerini bir ayna gibi gelecek nesillere tutuyordu. Kuran-ı Kerim’de: “Rabbinin rahmetini onlar mı bölüyorlar? Dünya hayatında insanların geçimlerini aralarında dağıtan biziz. Birini diğerine iş gördürmesi için kimini, kiminden zengin kıldık. Rabbinin rahmeti onların topladıkları yığınlardan hayırlıdır.” buyurmuştur. (Zuhruf, 43/32)
Kur’an-ı Kerim’den öğrendiğimiz bu gerçeği her birimiz günlük hayatımızda da görmekteyiz. İnsanlık tarihi boyunca olduğu gibi bugün de hiçbir toplumda ortak bir hayat ve geleceği paylaşan insanlar aynı düzeyde değildir. Zayıfı, güçlüsü, fakiri, zengini, erkeği, kadını ile insanlık hem birbiriyle tezat hem de farklılıklarla hareket bir ahenk meydana getirmektedirler. Gece olmasaydı gündüzün, fakirlik olmasaydı zenginliğin, acı olmasaydı tatlının, soğuk olmasaydı sıcağın vb. kıymeti bilinmezdi. Tabiattaki bu başkalık, bu tezat bir hareketin kaynağını oluşturuyor ki buna bizler ‘Hayat’ diyoruz. Yaratılıştan gelen bu farklılıklarla hayatın içinde yoğurulan insanlar muhakkak birbirlerine ihtiyaç duyarlar.
Ayakkabıcı fırıncıya, fırıncı doktora, doktor manava, manav öğretmene, öğretmen berbere vb. ihtiyaç duyarlar. Meslekler o bakımdan vazgeçilmezdir. Bunun için insanlar kazanmak, zengin olmak kendini ve çevresine iyi bir hayat sürdürmek için gayrettedir. Bu ve bunun gibi pek çok ve değişik konuda zengin fakire, güçlü zayıfa başvurmak zorundadır. Hiçbir zengin “Benim hiç kimseye ihtiyacım yoktur” diyemez. Bir gün gelir çok zengin olan bir kişi yalnız kalır. Çünkü para her şey demek değildir. Tepeden baktıklarına muhtaç olur. O zaman paranın da zenginliğin de önemi kalmaz, kıymeti kalmaz.
Zenginin parasının bir yerde hiçbir şey ifade etmeyeceğini anlatan ve Afyonkarahisar'da yaşanmış olan şu olayı anlatmak isterim. Bundan senelerce önce Afyonkarahisar'ın en zengin tüccarlarından olan zenginliğin verdiği gururla herkese tepeden bakan sultana selam vermeyen hiçbir yerden alışveriş yapmayan cimri mi cimri bir adam varmış. Afyon'da onun cimriliğini ve zenginliğini bilmeyen yokmuş. Kimseye zırnık bile yedirmez ve koklatmazmış. Bir gün Afyon'un en meşhur ve eski lokantalarından olan Aşçı Bacaksızın lokantasında garsonluk yapan bir genç varmış. Bu cimri ve zengin adamın dükkanının önünden geçerken garsonun arkasından bağırmış, “Hey garson gel bakayım buraya” diye. Garson arkasını döndüğü zaman bu seslenen kişinin cimri tüccar olduğunu görmüş ve çok şaşırmış. Süklüm büklüm korkarak yanına varmış, “Buyur amca” demiş. Cimri tüccar, “Aşçı Bacaksıza söyle bana 2 porsiyon kebap 2 tabak da yanında kaymaklı kadayıf getireceksin” demiş. Garson şaşkınlıktan şoke olmuş ne söyleyeceğini şaşırmış çünkü bu cimri tüccar ömründe Afyon'da çok meşhur olan ve hemen hemen bütün Afyonluların Aşçı Bacaksızın kebabını ve kaymaklı ekmek kadayıfını yemek için Aşçı Bacaksızın lokantasının sıra sıra olduğu halde o cimri tüccar hiç gelmezmiş. Garson, “Peki amca derhal getiriyorum” diyerek şaşkınlık içinde koşa koşa lokantaya gitmiş ve ustası Aşçı Bacaksıza nefes nefese kalarak heyecanla cimri zengin tüccarın siparişlerini söylemiş. Ustası da şaşkınlık ve hayretle kendi kendisine konuşurcasına, “Bu adamın bana hiç parası nasip olmamıştı. Hemen götür oğlum” diyerek siparişleri hazırlamış ve 2 porsiyon kebap, 2 porsiyon kaymaklı ekmek kadayıfını garsona vermiş. Garson koşa koşa cimri tüccarın dükkanına götürmüş ve lokantaya geri dönerken cimri tüccar arkasından yakalamış garsona demiş ki, “Gel buraya nereye gidiyorsun.” Garson şaşkın bir şekilde, “Amca lokantaya geri gidiyorum” demiş. Cimri tüccar, “Oğlum gel bu sandalyeye otur masadaki getirdiğin kebabı ve kaymaklı kadayıfı sen yiyeceksin, sen yerken ben de senin yediğini seyredip senin yediğinden zevk alacağım. Çünkü oğlum ben çok hastayım. Çok çalıştım zengin oldum hep para biriktirdim. Sağlığım yerindeyken Aşçı Bacaksız lokantasından geçerken kebap kokuları burnumda tüterdi de girip de lokantanın içindeki o güzelim kebapları o güzelim kaymaklı ekmek kadayıflarını para biriktireceğim diye cimrilik yapar yemezdim. Dükkana gidip ekmekle peynir yerdim. Fakat şimdi param var ama sağlığım yok. Yiyemiyorum ki. İşte şimdi sen yiyeceksin ben de senin yiyeceğinden zevk alacağım.” Garson kebabı ve kaymaklı ekmek kadayıfını yedikten sonra cimri tüccar kebap ve kadayıfın parasını verdikten sonra garsona dönerek, “Al oğlum bu para da senin diş kirası” diye ona da büyük miktar para vermiş. Garson sevinerek koşa koşa lokantaya gitti ve ustasına her şeyi anlattı. Ustası da hayretler içinde kalarak garsona, “Oğlum bu zengin ve cimri adamın parası her zaman nasip olmaz.” Bu varyemezin parasını tablo gibi herkes görsün diyerek duvara çaktı.
Ne tarafa bakarsak bakalım bütün sosyal ilişkilerde böyle durumlarda karşılaşabiliriz bütün insanların ister istemez bir bir başkasının gücüne, parasına, fikrine muhtaç olduğunu görürüz. İnsanların böyle birbirine muhtaç olmaları karşılıklı olarak yardımlaşmaları zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır. Yardımlaşmada toplum halinde yaşamanın doğal bir sonucudur hem başkaları ile yaşamak hem yardıma ihtiyaç duymamak imkansızdır. Bunun için İslamiyet yardımlaşmayı bütün maddi ve manevi hayatımızı kapsayacak şekilde en geniş sınırları ile ele almış ve dini ahlaki bir görev olarak ortaya koymuştur. Kur'an-ı Kerim'in pek çok ayetinde bu konuya temas edilerek, tüm Müslümanların birbirleriyle yardımlaşmasına. Teşvik edilmiştir. Kurtuluş savaşımızda düşmanları yurdumuzdan söküp atmamız Türk milletimizin tek vücut halinde birbirimizle yardımlaşmamız sayesinde mümkün olmuştur. Atatürk'ün şu veciz sözünü unutmayalım: “Milletler savaşlarda yenilebilir fakat yeniden toparlanarak tekrar güçlenirler Milletler birbirleriyle yardımlaşmazlar ve birbirlerine karşı düşmanca davranıp içeriden bölünürler ve iç cepheyi güçlendirmezlerse o Milletler maalesef bir daha toparlanamaz ve tarih sahnesinden silinip giderler.”
Hazreti Mevlana’nın Yedi Öğüdü
Yayınlanma :
09.01.2026 01:32
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: