BİREY OLMANIN TEMEL KURALI VİCDANDIR.
İtibarını yitirse de…
Güvenirliğini yitirse de…
Asli amacından başka amaçlara hizmet etse de…
Sermayenin konjonktürü koruma materyali haline gelse de…
Sabah kahvaltılarına keyif katmayı yitirse de…
Gazetecilik adı altındaki iletişim sektörünün en önemli ayağı olan gazetecilik/habercilik/medya vatandaşın hâlâ ilgi alanı içindedir…
Vatandaşın gözünde gazeteci hâlâ derin bilgi kaynakları, geniş haber toplama ağı, şaşmaz tahminleri, doğru tahminleri, net yorumları olan kişidir.
Referandum sürecinde bir gazeteci arkadaş “Soru: Sizce Kemal Kılıçdaroğlu referandumdan geçecek olan ve diktatörlük olduğunu iddia ettiği sistem için aday olacak mı?! :) #TabikiEvet ” şeklinde görüş/düşünce/karar bildiriyor…
Bir gazeteci arkadaş da bu arkadaşımıza “O zamana kalmaz yerinde... siz ona da bir kaset yaparsınız :) :) Şiki şiki baba kaseti var mı :) :) :) :)” varmı diye cevap yazıyor…
Bu tarz cevaplaşmalar/sorgulamalarla bu arkadaşlar evet/hayır yarışı yapıyorlar…
Araya gazeteci olmayan kişiler de yorumları katılıyor… Bazıları adam gibi yorum yapıp düşüncesini açıklıyor, bazıları da Tophane berduşlarının bile tevessül etmeyeceği lisanda aklınca aşağılayarak yorum yapıyor…
Ben de bu gazeteci arkadaşlara bırakın bunları, bunlar laf salatası, sen niye evet diyorsun, sen niye hayır diyorsun, maddeleri tartışın, biz de feyz alalım diyerek amiyane tabirle bu geyik muhabbetinin başka katılımcılarla başka seyre girmesin diye arkadaşları toplumun tanıdığı/arzuladığı/görmek istediği gazeteci tanımındaki ‘şaşmaz tahminleri, doğru tahminleri, net yorumları olan’ kişilik üzerine çekmek istiyorum ama, nerde bizim arkadaşlarda bu enginlik…
Biri neden evet diyeceğini ; “Bu ülkede adı asker olan bir memurun seçilmiş bir Başbakana el işareti ile ayar vermemesi için evet diyeceğim” diyerek, diğeri de “Tek adam diktasini istemediğim için hayır diyeceğim..” diyerek hayır oyu kullanacağını söylüyor…
Bu arkadaşlarımız tahminen en az iki yıllık yüksek okul mezunu…
Toplum nerede olursa olsun gazeteci kimliği ile bildikleri bu arkadaşlarımızdan kabul etsin veya etmesin gazetecilik vakarı içinde şaşmaz tahminler, doğru tahminler, net yorumlar bekler…
Avcı daldaki onlarca kuştan bir tanesine ateş eder, onlarca kuş birden havalanır.
Vurulan vurulur… Vurulmayan kuşlar ise arkadaşlarının vurulduğunu gördüğü için kaçmaz… Kuşlar o silah sesinden sonra kaçarken sadece o sesten ürktükleri/korktukları için hayvansal refleksi ile ürkerek kaçar.
Eğitim enstisünde eğitim psikolojisi dersinde bir çok nedeni olan korkunun en önemli sebeplerinden birinin “Yeni ve bilinmeyen her şeyin insana ürküntü verdiğini” öğrenmiştik… Bu yüzden öğrencilere bir şeyi öğretirken oyun ağırlıklı olmasına ve korku verici olmamasına dikkat edilmesini de tembihlenerek öğrendik.
Siyasetçileri bir kenara bırakıyorum…
Onlar hedeflerine ulaşmak için din merkezli korkutmalardan teröristle eşdeğer tutma korkusuna kadar (evetçiler) , diğerleri ise rejim değişikliğinden dikta rejiminin kurulacağına kadar (hayırcılar) her türlü korkuyu vererek hedefe ulaşmak istiyorlar…
Bu referandum sonucunda; Dikta rejimi mi kurulacak? Hayırda hayır mı var? Evet/Hayır verirsen cennetlik olacağın Kur’an’ın neresinde yazılı? Terörist oy mu kullanıyor ki eşdeğer durumuna konuluyor?
Vs.. vs…
Allah aşkına bu ülkeyi yönetenler, insanları korkutmadan, endişeye sevk etmeden düşüncelerini, politikalarını anlatamıyorlar mı?
Peki, onlar anlatamıyor, ya basın mensupları? Niye siyasetçilerle aynı korku dilini seçerler ki?
1960 öncesi kıran kırana mücadelenin olduğu DP-CHP yarışmasında Rahmetli Celal Bayar seçmeni korkutarak oylarını almak için sık sık “Bu kış komünizm gelecek” korkutması yapardı…
O kadar kış geçti, bu ülkeye o komünizm hiç gelmedi… Hatta olan ülkelerde bile tam olarak gelemeden çöktü…
Ama“Bu kış komünizm gelecek” korkutmaların etkisinde gelişemeyen demokrasi eksikliği ile bu ülke defalarca darbeler yaşadı, muhtıralar yaşadı….
Siz hiç demokrasisi gelişmiş ülkelerde darbe yaşandığını gördünüz mü?
Siz hiç cesur demokrasilerin yaşandığı ülkelerde darbelere şahit oldunuz mu?
Bu referandum ülke için önemli… Bu ülkenin insanını ne manipülasyon amaçlı sahte anketler korkutsun, ne siyasiler, ne de gazeteciler korkutsun…
Millete gerçekleri anlatın, bırakın millet kararını korkusuzca, özgürce versin…
Ve son söz olarak diyorum ki;Ey milletim, içine kim korku salarak oyunu almak istiyorsa o yalan söylüyordur. Kim anayasa maddelerinin içeriğini anlatmadan içine korku salarak seni yanına çekmek istiyorsa senin vicdanını sömürmek istiyordur. Ey milletim böyle bu durumlarda vicdanın ne söylüyorsa onu yap. Çünkü seni yanıltmayacak endoğru şey vicdanındır. Vicdanından ayrılma, seni kimsenin sömürmesine izin verme. Çünkü birey olmanın temel kuralı vicdanındır.
NOT:
Bu yazıyı bitirip de gazeteye göndereceğim sıralarda gazeteci arkadaşımız Mustafa Dağhan sosyal medyada şu yazıyı paylaştı: Bütün mesele: Yaşamda “gösterecek” neyin var? Gösterecek dansın yoksa, tekme atarsın sağa sola, bedenini gösterirsin… Düğünde patlatacak şiirin yoksa, tabanca patlatırsın, ses çıkardığını gösterirsin… Üç cümle edecek kadar güzel söz bilmiyorsan, küfür edip kendini gösterirsin… Neyin var “gösterecek” meselesidir hepsi… Varsa; Kültür, bilgi, hobi, sanat…
Fikir, akıl, yetenek, başarı bunları gösterirsin… Ama tüm bunlar yoksa “gösterme” dürtüsü bir canavara dönüşür de, ne yapar yapar yine de kendini gösterir.
Benim nazımın sığdığı gazetecilerden hep istediğim de içinizde olanı değil, karşınızdaki okuyucuların sizden istediği mesleğinizle donanımlı donanımı gösterin… İşte bu yazının amacı “tam da bu”… .
Yorumlar
Kalan Karakter: