İstanbul üniversitesi toplum bilimi üniversitesi psikoloji bölümü öğrencileri bir deney yapmak istiyorlar…
Kızlı erkekli öğrenciler yolda yürürken tanımadığı karşıdan kişilere bizim gençliğimizin (seksenli yılların) selamlaşması/samimiyeti-sevgiyi-beğeniyi ifade eden ‘çak bi beşlik’ diyerek ellerini uzatıyorlar…
Lisede matematikte pekiyi değildim… Lakabı Cabbar olan matematik öğretmenimiz (Abdurrahim Topal) vardı. Sert ve donuk biriydi. (Öldüyse Allah rahmet eylesin, yaşıyorsa Allah selamet ve sağlıklı uzun ömür versin).
Nev-i şahsına münhasır yapısından dolayı kimse tahtaya kalkacak var mı teklifine kimse korku ile itibar etmez, herkes tutuk kalırdı… O gün zihin açıklığına mı uğramıştım, yoksa cesaretin doruğuna mı çıkmıştım nedir, tahtaya denklemi yazıp da pos bıyıklarının altından çıkan sertçe çıkan “kim çözecek?” teklifine sınıftan ses gelmeyince aynı sertlikte ben çözerim diyerek kalkmış ve denklemi çözmüştüm. Oysa inanın matematikten hep bütünlemeyle geçmiştim…
Hoca, diğer sınıflardaki çözümsüzlüğün hayal kırıklığında denklemin bizim sınıfta çözülmesinden heyecan duymuş olmıyıdı ki o sert yüzündeki tebessümle elini uzatarak “aferin, çak bi beşlik” demişti…
İşte çak bi beşlik ile ilk böyle tanışmıştım…
Ve ben, kimsenin sevmediği o sert öğretmene bütünlemeye kalmama rağmen sempati duymuştum…
Ve belki de o hoca ilk defa nam salan nev-i şahsına münhasır halinden çıkıp kendi olmuştu…
Neyse! Öğrencilerin bu deneylerine gençler ve yaşlı kesim sıcak bakarken orta yaş grubu çekinceli duruyor. Daha sonra karşılık veren ve çekimser duranlara sebepleri sorulunca; çekimser olanlar n’olur n’olmaz, kavga falan çıkabilir derken yaşlı kesim uzatılan el geri çevrilmez diyor…
Haber beni bir yandan geçmişe götürürken bir yandan da günümüz insanlarının özellikle daha sıcak ve daha relaks (gevşeme-yumuşama) olması gereken orta yaş grubunun içinde korku sakladığı düşüncesine götürdü…
Artık ülkemizde aynı ortamda yaşayanlar hele hele günümüzde birbirinden daha çok çekiniyor ve anlatmaktan, dinlemekten, yan yana gelmekten imtina ediyor…
Uç bir örnek belki ama bir de eşinden boşanmak isteyen ya da eşine kızan eşin, karısını/kocasını, veya komşusuna için için kin besleyen bir kişinin komşusunu eşim/komşum PKK’lı ya da FETÖ’cü diye şikayet ettiği haberleri yayınlanınca toplumun korku refleksinin nasıl arttığını siz düşünün artık…
Kimse kimseden saklamasın artık, günümüz korku toplumu oldu… Herkes birbirinden korkar oldu. Ve bu ruh hali içinde toplum için önemli bir dönemeç olan referanduma gidiyoruz.
Kimse düşüncesini belli etmiyor. Referandumda evet/hayır diyeceğim diyenlerin büyük bir kısmı “aman oğlanın tayini var, kız hemşire, damat polis, n’olur n’olmaz” korkusuyla sohbetin bol olduğu, düşüncelerin özgürce söylendiği, sorunların/değişimlerin/gelişimlerin demokratça değerlendirildiği kıraathane kültürüne bile korkuyla yaklaşıyorlar, konuşurken sağlarına sollarına ‘aman bizi duyan var mı’ dercesine korkuyla bakıyorlar…
Demokratik toplumlarda korku olmaz.
Demokratik toplumlarda, demokrasiyi kısmen yaşayanlar da korkunun tepkisiyle olması gerekenin zıddıyla hareket eder. İnsanları meydanlara kayda geçsin diye toplasanız bile yapılmak istenen hiçbirinin kıymet-i harbiyesi yoktur. Yeri göğü inleten alkışlar, varollar, nurollar, övgü dolu sloganlar bile sahtedir. Bir de bakarsınız ki tepenizin üstüne dikilmişsinizdir, kendinizi aldatmışsınızdır…
Toplumu korkutmayacaksınız, korkutursanız yapmak istediğiniz geri teper.
Adamın biri elinde büyük bir bıçakla camiye dalar ve sorar:
-Aranızda Müslüman olan var mı?
Korkudan kimse bişey diyemez.
Ama yaşlı bir adam ayağa kalkar:
-Ben Müslüman’ım, var mı diyeceğin der.
Bıçaklı adam:
-Hele şöyle bi dışarı gelsene.
Bıçaklı adamla yaşlı adam camiden çıkarlar. Adam dışarıdaki inek sürüsünü gösterip:
-Amca, şunları kurban edip anamın babamın hayrına Allah rızası cami cemaatine dağıtacağım, cemaat namazı bitirmeden şu işi bi hallediverelim, ben tek başıma beceremem, yardım eder misin? der.
Yaşlı adam birkaç hayvanı kestikten sonra 'ben yoruldum, öbürleri için başka birini bul' der.
Adam kanlı bıçakla yine camiye girer ve sorar:
-Aranızda başka Müslüman var mııı?
Bıçaklı adamı görüp de yaşlı adamı göremeyen cemaat adamı doğradığını düşünerek çok korkar ve herkes aynı anda imama bakar…
İmam kendisine bakan cemaate kızarak:
-Ne bakıyorsunuz lannnn, şurda size iki rekât namaz kıldırdık diye hemen Müslüman mı olduk der…
Korku… Kaygı… Endişe… Tüm bunlar aşırılaştıkca içsel heyecanı ve cesareti artırır…
Korku, yaşamı ele geçirmemeli…(ve tabii ki referandumu da) Fıkradan hisse misali, yayılan her korku gün gelir inkâra sebep olur, içsel öfkelerin çığlaşması ile yapmak istediğinizin altında kalırsınız.
Gördüğünüz/gösterdiğiniz samimiyet, halis niyet, hüsnüyet, hoşgörü, inandığınız demokrat tavır ise size hiç sevilmeyen korkutucu bir öğretmeni bile sevdirebilir…
Ve hatta göstereceğiniz samimiyet çok uzaklarda bile olsanız sizin hep iyi duygularla anılmanıza sebep olur…
Hülasa dayak bile yeseniz, yenilseniz bile o esnada göstereceğiniz demokrat tavrınız hep korkunuzdan daha çok zihinlerde kalmalı.
Yorumlar
Kalan Karakter: