Suriye sınırında görev yaptığım bir köyden olan öğrencim Antalya Manavgat’ta turizm sektöründe yönetici olarak çalışıyor. Turizmde işlerin en hafif olduğu bu dönemde de iznini köyünde geçirir.
İlkokuldan sonra çıktığı köyüne işte böyle 10ar günlük 20şer günlük izinlerle hasreti dindirmeye gidiyor.
Hatay Yayladığı Suriye’ye sınır kapımızdır. Öğrencim köye gittiği sırada yolda askeri araçların sınıra yığınak yapmak için tırlarla askeri araçların taşınmasını bir fotoğrafla “bir şeyler var” diyerek paylaşmış…
Bazı öğrencilerim de fotoğrafın altına yorum “var” diye yorum yapmışlar.
Sınırda büyüyen çocuklar hangi patlamanın ve hangi sevkiyatın ne anlama geldiğini iyi bilirler.
Zaten gazetelere baktığımızda Suriye sınırımızın neredeyse tamamında bir askeri hareketlilik var.
Ve hareketlilik birbirimize “Savaşa mı giriyoruz?” sorusunu sorduruyor.
Savaşa mı giriyoruz, gireceğiz mi bilmem ama savaşa karşı tedbir alan barışı kurtarır.
Bunu iyi biliyoruz.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da açıklamalarından hamileri/sahipleri aynı, eküri PKK ile PYD’nin kuzey Suriye’de Kuzey Irak modeli Afrin, Kobani, Kamışlı ile sınırlı (şimdilik) bir ‘kürt devleti’ kurmak istediklerini açıkladı.
Zamanında Irak’ın toprak bütünlüğünü savunan Ecevit bu fikrinden geri adım atmadığı için iktidardan oldu. Yazarkasalar fırlatıldı, ekonomi sıkıştırıldı, hastanelerde bilinçli şekilde kemiklerini camlaştıracak yoğun kortizon tedavilerine maruz kaldı. Yazarların tırnakları pis bakımsız, bisküviyle besleniyor yazıları ile gözden düşürülmeye çalışıldı.
Demirel de Irak’ın toprak bütünlüğünü savunarak Kökleri kuzey Irak’ta bile olsa burada kurulacak bir Kürt devleti üzerimize gölge düşürür demişti.
Demirel de gözden düşürülmek için her türlü saldırıya maruz kaldı. Şapkasını alıp giden adam ilan edilerek basiretsiz gösterilmek istendi.
Oysa bugün daha iyi anlaşılmaktadır ki Dış siyaseti tartışmalardan ve iç politik malzemelerden uzak tutan Türkeş de, Demirel de, Ecevit de, Erbakan da milli yönleri ağır basan devlet adamları idi.
Kürdistan projesi, Arap baharı, turuncu devrimler, Suudi Arabistan’ın girdiği Ilımlı İslam projeleri ve diğer adlar altında göz boyayıcı siyasal hareketler… Tüm bunlar ABD’nin Yeni Dünya Düzeni adı altında BOP kapsamında bölgeye biçtiği don. İstediğine istediği donu giydiriyor.
Lafı uzatmaya gerek yok. ABD kendi cinayet şebekelerini yaratır, kullanır, kullanır sonra da insanlık ve demokrasi adına yok eder.
Daha düne kadar Dünya’nın gözü önünde Kaddafi gibi, Saddam gibi, Usame Bin Ladin gibi kendi yarattığı diktatörler vardı ve ne zaman kendine kafa tutmaya başladılar, yok etti. Zamanının ABD Dışişleri bakanı Gondolezza Rice’in ‘Ortadoğu’da haritalar yeniden belirlenecek’ sözünden kendimizi izole sanarak bu süreçte BOP’un eş başkanıyız bile dedik.
ABD içimizde en hızlı şekilde FETÖ kapsamında adım adım ilerledi.
Askerimizin kafasına çuval geçirildi, sustuk.
Ergenekon kapsamında genelkurmay başkanımız ve ABD/cemaat karşıtı subaylarımız tutuklandı, sustuk.
Tutuklanan subayların yerine cemaatin söğüt gölgesinde terfi ettirilmiş subayları yerleştirildi, sustuk.
Devletin tüm üst birimlerine liyakat ve başarı merdivenleri uçarcasına atlayan FETÖ üyeleri getirildi, sustuk.
Oysa bu kişiler MGK toplantılarında ifade edilmiş, ne oldukları belirtilmişti.
Irak’ın toprak bütünlüğünün bozulması, Suriye’nin iç savaşa sürüklenmesi bizi bugünlere getirdi ve bugün ABD’nin ekürileri PKK ve PYD’yi sınır bölgelerimizde ısıtması yarın Akdeniz’e kadar koridor halinde uzanacak bir Kürt devletinin alt yapısını hazırlamasıdır.
PYD/PKK konusunda bugünkü bölge devletlerinin liderleri ile aynı düşünmüyoruz. Müttefikimiz ABD ile de aynı düşünmüyoruz. Aynı düşünmeme ile birlikte onlara güvenemiyoruz da. Çünkü “müttefik” sözcüğü içeriğinde güven vermiyorlar. Ama yine de sorunları ABD ile çözmek zorunluluğundaymışız gibi “müttefiklikten” bir türlü vazgeçemiyoruz.
Evet sınırlarımızda bir şeyler var, bir şeyler oluyor. Bunu görüyoruz, okuyoruz, izliyoruz. Kuzey Irak’taki Kürt referandumu da olan bir şeylerin bir parçasıydı. Bu günler zor günler. Birlik beraberliği muhafaza etmenin her geçen gün daha çok önem arzettiği günler. Bunlarla beraber bir de düşüneceğiz; ‘Biz bu noktaya nasıl geldik? Perşembenin gelişi çarşambadan belli değil miydi?”
Artık siyasetçi kadar siyaseti bilmek, etrafımızda olup bitenleri tahlil etmek zorundayız.
Çünkü siyaset siyasetçilere bırakılamayacak kadar daha çok önemli hale geldi.
Ve işe birbirimize ötekileşmemekten başlamak, iç siyasette kutuplaşmadan konuşmak, ortak beklentiyi parçalamaktan iri ve diri tutmak da bugünlerin alfabesinin “A”sı oluyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: