Her yıl 3 Aralık’ta kutlanan Dünya Engelliler Günü, aslında bir kutlamadan çok daha fazlasıdır. Bu gün; eksikleri, engelleri, hayata katılımın önündeki görünmez bariyerleri yeniden düşünme ve dönüştürme çağrısıdır. Çünkü engellilik, yalnızca bireysel bir durum değil; toplumların adalet, eşitlik ve insan hakları anlayışının da turnusol kâğıdıdır.
Bugün dünya genelinde yaklaşık 1,3 milyar kişi, yani nüfusun %16’sı, bir tür engellilikle yaşamını sürdürüyor. Başka bir deyişle her 6 insandan biri engelli. Türkiye’de ise TÜİK’ in son verilerine göre engelli bireylerin oranı %12,29. Bu rakamlar bize şunu söylüyor: Engellilik, sadece belirli bir kesimin değil, toplumun tamamının ortak bir meselesidir.
Ne var ki, bu kadar geniş bir topluluğun gündelik hayata eşit şekilde katılabildiğini söylemek mümkün değil. Dünya Bankası’nın araştırmalarına göre engelli bireylerin %80’i iş gücüne katılamıyor. Eğitimde ise tablo daha iç karartıcı: Küresel ölçekte engelli çocukların yaklaşık yarısı okula devam edemiyor. Bu durum yalnızca ekonomik güçlükleri değil, aynı zamanda toplumsal algının ne kadar yetersiz olduğunu da gözler önüne seriyor.
Türkiye’de de benzer sorunlar karşımıza çıkıyor. Engelli bireylerin istihdam oranı hâlâ %30’un altında. Birçok kurumda fiziki erişilebilirlik sağlanmış görünse de uygulamada rampaların eğimi, asansörlerin çalışma durumu veya yönlendirme tabelalarının yeterliliği engelli bireylerin hayatını kolaylaştırmaktan çok uzak. Üstelik en büyük engel çoğu zaman kaldırımlar, yollar veya binalar değil; zihinlerdeki “yapamaz”, “katılamaz”, “başaramaz” algısı oluyor.
Oysa hakikat bunun tam tersini söylüyor. Yeterli destek sağlandığında engelli bireylerin başarıları sınır tanımıyor. Paralimpik Oyunlarında kırılan rekorlar, iş dünyasında üst düzey pozisyonlara gelen engelli liderler, akademide yaptıkları çalışmalarla dünya literatürüne giren bilim insanları bunun en açık kanıtı. Engellilik, üretime ve başarıya engel değil; doğru fırsat verilmediğinde ortaya çıkan bir toplumsal sorun hâline geliyor.
3 Aralık, tam da bu nedenle bir farkındalık günü olarak önem taşıyor. Çünkü farkındalık, yalnızca bilgi sahibi olmak demek değil; davranışı, bakışı ve sistemi değiştirme sorumluluğunu kabul etmek demektir.
Bir kaldırım taşının yüksekliğini,
bir sınıfın oturma düzenini,
bir metnin yazı puntosunu,
bir kapının genişliğini, bir iş görüşmesindeki önyargıyı değiştirme iradesi… İşte gerçek dönüşüm burada başlar.
Peki ne yapabiliriz?
Aslında çözüm, büyük adımlardan önce küçük davranışlarda saklı:
- Engelli bireyleri “yardım edilmesi gereken kişiler” değil, hak sahibi vatandaşlar olarak görmek.
- Okulları, iş yerlerini, kaldırımları, kampüsleri herkes için erişilebilir hâle getirmek.
- Dilimizi dönüştürmek: “Engelli” demek yerine “engellenen birey” demenin neyi değiştirdiğini sorgulamak.
- Öğretmenlerin, yöneticilerin, kurum çalışanlarının kapsayıcı eğitim ve iletişim konusunda bilinçlenmesini sağlamak.
- Fırsat eşitliğini gerçek anlamıyla hayata geçirmek.
Unutmamak gerekir ki bir toplumun gelişmişliğini yalnızca ekonomik veriler değil, en kırılgan gruplarına nasıl davrandığı belirler. Engelli bireylere sağlanan eşitlik, hepimize daha adil bir dünya kazandırır. Çünkü erişilebilirlik sadece rampaların, asansörlerin ve yolların konusu değildir. Erişilebilirlik, aslında insan olmanın gereğidir.
3 Aralık Dünya Engelliler Günü, bizlere bir kez daha şu soruyu yöneltiyor:
Engelleri kaldırmak için daha neyi bekliyoruz?
Cevabı ise aslında çok açık: Bugün değilse ne zaman? Biz değilsek kim?
Samet Sönmez
Eğitimci / Okul Yöneticisi
Yorumlar
Kalan Karakter: