İrfan mektebinin mensupları öğrendikleri bilgileri, hal ile yaşarlar. Yaşadıkları da herkese ibret olur, ders olur. Nice güzel insanlar gelip geçmiş bu dünya hanından. Bir nokta koyup gitmişler. Şaban-ı Velî Hazretlerinin dediği gibi “gelişleri güle güle, gidişleri güle güle, varışları da güle güle” olmuştur inşallah. Halleri güzel insanlar “Umman içinde bir katre” olup deryaya salmıştır kendilerini. Varlık içinde benliklerini yok bilip hakikî varlığa ermişlerdir.
Önceki yazımızda gönüllerin ciltlendiği bir mekândan bahsetmiştim. Bu mekânda tanıştığım Aykut Öztaylan kardeşimle Tahirül Mevlevî’den söz ettik. Arifler yaşarken de öldükten sonra da ders vermeye devam ederler. Çünkü onlar hayatın da ölümün de sahibinin yüce Allah olduğunu bilirler. Yaşarken Allah’ın rızasından başka bir gaye gütmezler. Her halleri Allah rızasına yöneliktir. Bu yüzden kibirden uzak durmuş, hatta korkmuşlardır. Çünkü yüce Rabbimiz Lokman suresi 18. Ayette “Kibirlenerek insanlardan yüzünü çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah, kibirle kasılan, kendini beğenmiş, çokça övünüp duran hiç kimseyi sevmez.” İsra Suresi 37. Ayette ise “Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma! Ne yeri yarabilir ne de dağlarla boy ölçüşebilirsin.” demiştir. Bu ayetleri bilen kibirden uzak durur.
Mehmet Akif’in de dostu olan Tahirül Mevlevî ile ilgili arkadaşın anlattığı hikâye şöyle:
“Son dönem Mevlevi şeyhlerinden kabul edilen Tâhirü'l Mevlevî Hazretlerinin öğrencisi ve sadık bir dostu olan Şefik Cân Efendi, mürşidinin bir vasiyetini şöyle anlatıyor:
Mürşidim Tâhirü'l-Mevlevî Hazretleri 1951 senesinde vefât etti. Bendeniz çok perişan oldum. Cenaze namazını Koca Mustafa Paşa'da Sünbül Sinan'da kıldık. Sonra Yenikapı Mevlevîhâne’sine getirdik. Caddeden girince sol tarafta Merkez Efendi mezarlığı var. Şeyhi Selânikli Es'ad Dede de orada yatar. Kendisi Yahudi dönmesi ama çok mütedeyyin bir zât. Hacca da gitmiş, o da Tâhirü'l-Mevlevî gibi beş vakit namazını kılan Mevlevilerdendir. Bu zatın kabrinin biraz ötesinde Tâhirü'l-Mevlevî'nin annesi yatıyordu. Onu Tâhirü'l-Mevlevî ile beraber ziyaret ederdik, şeyhine de annesine de Fâtihalar okurduk. Orayı iyi tanıyorum.
Tâhirü'l-Mevlevî, "Benim cenazemi şeyhimin kabrinin yanına gelince omuzdan indirin, aşağıdan sürükleyerek götürün, ona saygısızlık olmasın" diye vasiyet etmişti. Kabristanda vasiyetini yerine getirmek için cenaze yere indirilince, İmam Efendi hemen itiraz etti "Bir Müslümanın cenazesi yerden sürüklenemez, Hristiyanların âdetidir bu, olmaz!" diye isyan edip bağırdı. O zaman, sonradan Cerrâhî Şeyhi olan, rahmetli Kitapçı Hacı Muzaffer Bey, celâllendi ve "Hoca Efendi! Hoca Efendi! Tâhirü'l-Mevlevî'nin vasiyetidir bu! Şeyhine saygısızlık olmasın diye omuzdan inecek ve sürüklenecek" dedi. Omuzdan indirdiler, sürükleyerek götürdüler, annesinin koynuna defnettiler.
Tarikat edebinde vefat eden zatın cenazesi bağlı olduğu yolun pîrinin ya da büyüklerinden birinin ya da mürşidinin yanından geçirilecekse ya da onlara yakın bir yerde defnedilecekse tabut muhakkak aşağı indirilir, bu davranış bir şekilde saygı ve hürmet göstergesidir.
Tâhirü'l Mevlevî Hazretlerinin diğer bir vasiyeti de kendisine ait bir kıt'anın kendi kabir taşına yazdırılmasıdır. Bu kıt'a, ömrü boyunca sürekli üreten ilim ve irfanda büyük meziyet sahibi bir zatın kendi benliğinin ifadesidir.
Eli boş gidilmez gidilen yere
Mevla’m boş gelmedim suç getirdim
Dağlar çekemezken o ağır yükü
İki kat sırtımda pek güç getirdim.
Bu kıtanın musikişinas Hâfız Kâni Karaca tarafından Hicaz makamında bestelendiği ifade edilmektedir.
Mevleviler ölene “Göçtü-göçündü”, “hâmûş oldu”, mezarlıklara susanlar vurdu ve susanlar anlamına gelen “Hâmûşân”, “Hâmûşhâne”, cenazeyi defnetmeye de “sırlamak” derlerdi.
Tâhirü'l-Mevlevî Mevlevî Hazretlerinin mezari Yenikapı Mevlevihanesi yakınında olan Hâmûşân mezarlığındadır.”
Allah rahmet eylesin. Rabbimiz bu güzel insanlardan ibret alarak dünya üzerinde böbürlenmeden yaşamayı cümlemize nasip etsin inşallah.
Yorumlar
Kalan Karakter: