Meydanın köşesinden üç tekerli bisikletiyle göründü Kadir Amca. Bisikletin pedallarını yarım yamalak elleriyle çevirir, at binicisinin yaylanışı gibi yürüyen tahtının üzerinde ritmik hareketlerle meydandaki kahvenin önüne doğru dümen kırar. Üç tekerli yürüyen taht. Önde küçük bir teker, arkada büyük iki teker; ortada Kadir Amcanın oturduğu alan. Pedallar, tahtın hemen ön tarafında hem direksiyon hem de pedal vazifesi görürdü.
Dudağından hiç eksik olmayan sigarasının dumanı gibi soluk ve esmer yüzü, başında geniş kasketi, sırtında deri yeleği, yarım yamalak elleri, dizlerinin üstünden kesik iki bacağı, bütün bu olumsuzluklara rağmen sevimli bir insandı aslında Kadir Amca. “Topal Kadir” derlerdi. Bu lakabı neden aldı diye merak ederdim. Topal, ayağı aksayana denir. Kadir Amcanın ayakları yoktu ki! Çocuk aklım onun da bir gün ayaklarının olduğunu, bacaklarının sonradan kesildiğini akıl edemezdi. Onun da yürüdüğünü, hatta koştuğunu düşünemezdi. Onu ya üç tekerli bisikletinin üstünde, ya da kahvenin önünde boya sandığı ile birlikte görürdük.
Bisiklet kahvenin önüne yaklaşınca bir iki kişi kalkar, bisikletin arkasındaki boya sandığını alır, yere koyar, Kadir Amcanın bisikletten aşağı inmesine yardımcı olurdu. Ayakları olmadığı için ellerine tahtadan yapılmış bir aparat alır; olmayan ayakların yükünü elleri çeker ve sürüne sürüne yürürdü elleriyle Kadir Amca. Bisikletten minderini indirir ve boya sandığını da önüne alır ve otururdu. Artık hazırdı işini yapmaya. Ayakkabı boyacılığı yapardı. Kahveci, o istemeden çayını getirir. Dudağından hiç eksik olmayan sigarasını yeniler ve müşterisini beklerdi.
Kimse Kadir Amcayı durumundan dolayı küçümsemez, saygıda kusur etmezdi. Alın teri ile kazanırdı. Sakatlığını bahane ederek kolay kolay el açmazdı. İnsanlar durumuna üzülür ama belli etmezlerdi. Normal insan muamelesi yaparlardı. Şakalaşırlar, muhabbetin içine katarlar; onu yok saymazlardı. Ayakkabılarını boyatırlar ve ücretini verirlerdi. Bazen yardım olsun diye ayakkabılar sık sık boyatılırdı. Hiçbir şey olmazsa bile: ”Kadir Amca şuna bir badem yağı sür de parlasın!” derler ve bahane ile ona para verirlerdi.
İlçemiz küçüktü ama insanı büyüktü. Tahsillisi azdı ama arifi çoktu. Hem iyi insan olmak hep tahsille mi olur? İyi insanlığın mektebi var mıdır? Başka bir deyişle her okuyan sanıldığı gibi iyi insan mıdır? Hayata, olaylara ve kişilere baktığımızda bunun böyle olmadığını görürüz. İyilik insanın mayasındadır. Hamurundadır. Yaradan senin genlerine iyiliği şifrelemişse o, zaman ve zeminini buldukça yeşerir, kendini gösterir. Aile, çevre, okul, toplum.. velhasıl hayat onun kişiliğini belirler. İşte İhsaniye iyiliğini; Kadir Amca gibi yardıma muhtaç bir insanı sakatlığını hiç belli etmeden içinde barındırarak gösterirdi. İhtiyaçları hiç incitmeden karşılanırdı. Suratına vurulmazdı sakatlığı. Hissettirilmezdi çaresizliği. Herkes yükünü alır. Eşyasını arabasından indirir. Evine gideceği zaman tekrar arabasına yerleştirir eşyalarını, binmesine yardımcı olur. Eğer hafif yokuş çıkacaksa çocuklar Kadir Amcanın bisikletini arkadan ittirmek için seferber olur. Hatta onu çoğu zaman evine kadar güle oynaya götürürlerdi.
Hiç mana veremezdim ama Kadir Amca çok nadir de olsa cami önünde namaz çıkışı mendil yayar, boynunu bükerdi. Para istemezdi ama insanlar halden anlar ve mendile gönlünden ne kadar geçerse o kadar bir para bırakırlardı. Sonra birkaç gün ortalıkta görünmezdi. Biz çocuklar tabii ki bu kayboluşu anlayamazdık. Birkaç gün sonra Kadir Amcayı tekrar kahvenin önündeki yerinde görürdük. Bir parmağı sargılı. Aslında bu manzaraya senede birkaç kez şahit olurduk. Sargı çıktıktan sonra yine parmağının bir boğumuna kadar kesilmiş olduğunu anlardık. Meğer Kadir Amca ameliyata gitmiş. Cami önünde parası yetmediği için mendil açmış. O zaman ameliyat olmak o kadar kolay değildi. Para gerekirdi. Herkesin sosyal güvencesi yoktu.
Aslında sağlıklı bir insanmış zamanında Kadir Amca. O da diğer insanlar gibi yürür, koşar ve kimseye muhtaç olmadan yaşarmış. Hayat belki ona da gülmüş zamanında. Fakat insanlar hep sağlıkla yaşayacaklarını sanır ve var olan sağlığın kıymetini bilmezler. Benim bildiğim Kadir Amca önünde boya sandığı, iki elinde birer fırça ayakkabıları parlatır, boyar ve yağlardı. Ama bir şey hiç gözümün önünden gitmezdi. Dudağında sigarası. Sanki kemirir gibi dudağının bir yanından öbür yanına gezdirir, içine çektiği dumanı vapur bacası gibi burnundan üfürür. Sanki kesilen parmaklarının acısını sigaradan çıkarır. Ne kötü bir tabloydu o. Severdim Kadir Amcayı ama bu manzarayı hiç içime sindiremezdim. Çünkü ben hiç sigara içmemiştim. Nasıl bir zevk duyuyordu insanlar? Yoksa büyük olmanın, adam olmanın göstergesi mi idi bu zıkkım şey? Bilemedim. İyi ki hiç bulaşmadım!
Buerger hastasıydı Kadir Amca. Yıllar sonra anladım. Amansız bir hastalığa tutulmuştu. Sadece sigaranın yaptığı bir hastalık veya sadece sigara içenlerde görülen bir hastalık. Kanser, akciğer, kalp hastalıkları ve diğer hastalıklar sigara içmeyenlerde de görülürken, bu hastalık yalnız sigara içenlerde görülüyor. El ve ayak parmaklarındaki damarlarda tıkanmayla başlayan hastalık tedavi edilmediği takdirde yaralara ve sonunda kangrene sebep oluyor. Sonuçta kangren olan bölgenin üstü kesiliyor. İlerleme durdurulmaya çalışılıyor. Ama nafile sigara denen meret o kadar tehlikeli ki parmaklarınız bir bir kesilse de bırakamıyorsunuz. Aman Allah’ım! Bu ne garip bir durum. Parça parça kesileceksin ve bırakmayacaksın! Kadir Amca böyleydi işte. Ayak parmaklarından başlayan kesilmeler, boğum boğum, parmak parmak.. derken el, ayak ve bacak… Geçirilen ameliyatların sayısı belli değil. Bu ne kötü bir durum ya Rabbi! Anlatılmaz, anlaşılmaz bir muamma. Akılla, izanla, ilimle izah edilebilecek bir durum değil. Demek ki buerger hastalığından daha büyük bir hastalık, daha büyük bir tehlike var karşımızda. Tiryakilik veya bağımlılık. Ah Kadir Amca! Senin hastalığın buydu aslında. Senin sadece dışını değil, içini ve hayatını karartan dudağının, dişlerinin arasındaki yılandı. Seni her nefeste sokuyor; sen bunu biliyor, görüyor ve bir şey yapamıyordun. Mahkumdun. Elin kolun değil beynin bağlıydı…
Bir gün rahmetli babamla otururken bir salâ sesi geldi. Sordu babam “Kim ölmüş?” Dinledim. “Topal Kadir ölmüş.” Dedim. Rahmetli babam ağlamaya başladı. “Niye ağlıyorsun baba? Kurtuldu adam derdinden. Parça parça kesiliyordu garip. Kurtuldu işte.” (…..) “Hem bir gün hepimiz ölmeyecek miyiz? Allah merhametiyle muamele eylesin. Bugün sıra Kadir Amcada.” Babam iç çekerek “Evet oğlum! Ölüm herkesin başında. Öyle ya da böyle gelecek bir gün. Bundan kaçış yok. Ben ona ağlamıyorum. Bizim bir hayır kapımız kapandı, ben ona ağlıyorum!”
Hayır kapılarımız kapanmasın! Kimin elinde bir sigara görsek dağlansın bizim ciğerimiz. Acısın yüreğimiz. “Bana ne? Ben içmiyorum ya başkası beni ilgilendirmez!” demeyin. İnsanı seviyorsak eğer, inanın her türlü mücadeleye değer! Kadir Amcalar kesilmesin! Yürekler yanmasın!..
Mustafa TOPTOP
Kadir Amca - Konuk Kalem - Mustafa TOPTOP
Yayınlanma :
24.12.2025 00:00
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: