Bazı sabahlar tam anlamıyla uyanamıyoruz. Gözlerimizi açıyoruz ama ruhumuz, bedenimiz kadar uyanık olmuyor. Aynı kahvaltı, aynı ekranlar, aynı yollarda yürüyen aynı insanlar… Hepsi tanıdık ama hiçbirine ait hissettirmeyen bir döngünün içindeyiz. Bu yorgunluk sadece gece az uyumaktan ya da çok çalışmaktan ibaret değil. Bu, bambaşka bir şey. Daha sessiz, daha derin.
Çünkü bu çağ, yorgun gözleri sıradanlaştırdı.
“Her şey yolunda.” deme zorunluluğu altında ezilen koca bir topluluğuz artık. Herkes yorgun ama kimse itiraf edemiyor. Çünkü itiraf etmek zayıflık sayılıyor. Çünkü sistem “Devam et.” diyor; yorulmayı değil, tükenmeyi normalleştiriyor.
Yorgunluk sadece bireysel bir hâl değil artık. Toplumca bitkiniz. Ekonomik kaygılar, gelecek belirsizliği, felaket haberleri, içi boş umutlar, geçmeyen yaslar… 6 Şubat depreminin yıl dönümünde hâlâ o enkazın altında bekleyen insanlar gibi çaresiz hissetmedik mi? Kayıplar, kayıplar ve onlara alışmak zorunda bırakılmış bir halk…
Bazen yorgunluk sadece yaşanırken açıklanabilir.
Kimse yorgunluğun dilini öğretmedi bize, hiç kimse de bahsetmedi bu ağırlıktan. İşten çıkınca gözünü duvara dikerek saatlerce oturmanın, bazen kimseyle konuşmaya gücünün kalmamasının, yıllardır yazmak istediğin metne dokunmamanın da birer belirti olduğunu söylemedi.
Bize hep “Geçer.” dediler. “Dayan.” dediler.
Oysa bazı yorgunluklar geçmiyor, bazen gücümüz de kalmıyor.
Bu yazı, kendine bile anlatamadığı bir tükenmişliğin kenarında duranlara…
Belki tek kelime etmeden, belki sadece gece herkes uyuduktan sonra sessizce ağlayabilenlere…
Bu yorgunluk senin hatan değil. Bu, çağın; bu sistemin, bu yalnızlığın bir döngüsü.
Ama hâlâ buradasın. Ve belki bu bile başlı başına bir direniştir.
Ve içimizde hâlâ bir umut kırıntısı varsa, canlı bir yanımız bu karanlıkta bize ışık tutuyor demektir.
Sen hâlâ buradasın. Belki biraz kırıksın, belki de artık hevesin yok.
Yine de bu kalabalığın, karanlığın, ağırlığın tam ortasında, tüm gücünle duruyorsun.
Bu bile Büyük bir güçtür.
Ama bilinmesi gerekir ki bazı yaralar sessizdir, bazı yorgunluklar ise çok derindir.
İnsanın içini, kimse fark etmeden çürütür.
Hâlâ buradasın, buradayız.
Belki de asıl soru şu: Burada olmamız, yaşadığımız için mi; yoksa artık bu yorgunluğu, tükenişi kabullenmeye başladığımız için mi?
Çünkü bazen hayatta kalmak, sabah gözlerini açmak bile cesaret ister.
Buradaysan, buradaysak, bu dünyanın duyabileceği en gür çığlıktır.
Bir Tükenişin Sesi
Yayınlanma :
12.02.2026 01:17
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: