Sabah telefonumun ekranı aydınlandı.
Bir bildirim düştü.
Bir kadın daha öldürülmüş.
Haberi okumadan önce adını tahmin etmeye çalıştım.
Çünkü artık isimler sürpriz değil.
Defalarca şikâyet etmişti.
Koruma kararı vardı.
“Barışmak istemediği için” öldürüldü.
Cümleler değişmiyor.
Sadece tabutlar değişiyor.
Türkiye’de kadınlar bir gün ölmek için değil, bir gün “hayır” dedikleri için öldürülüyor.
Ayrılmak istedikleri için.
Kendi hayatlarını seçmek istedikleri için.
En çok da bu yüzden.
Biz her defasında aynı cümleyi kuruyoruz:
“Yeter artık.”
Ama yetmiyor.
Çünkü biz sadece öldüklerinde konuşuyoruz.
Yaşarken yalnız bırakıyoruz.
Polis kapısından geri çevrilenleri görmüyoruz.
Uzaklaştırma kararının kağıt üzerinde kaldığını konuşmuyoruz.
Mahkemede “iyi hâl” indirimi alan katilleri unutuyoruz.
Biten bir hayatın ağırlığı birkaç dakikalık omuzlarımızda taşıyoruz.
Bir kadın öldüğünde aslında sadece bir beden toprağa girmiyor.
Bir çocuk annesiz kalıyor.
Bir evin ışığı sönüyor.
Bir toplum biraz daha kararıyor.
En korkuncu ne biliyor musunuz?
Alışıyoruz.
“Yine mi biri ölmüş?” diyoruz.
Sonra çayımızdan bir yudum alıyoruz.
Hayat devam ediyor.
Ama onların hayatı etmiyor.
Bu ülkede kadınlar korunmak istemiyor.
Korkmadan yürümek istiyor.
Ayrılabilmek istiyor.
Reddedebilmek istiyor.
Yaşamak istiyor.
Ve belki de artık şunu kabul etmemiz gerekiyor:
Bu sadece kadınların meselesi değil.
Bu, erkekliğin yanlış öğretilme biçiminin meselesi.
Bu, cezasızlığın meselesi.
Bu, adalet olmayan bir ülkenin meselesi.
Bu, susan bir toplumun meselesi.
Her öldürülen kadınla bir şey daha ölüyor:
Vicdanımızı kaybediyoruz.
Ve vicdan bir kez sustu mu,
Haberler sıradanlaşır,
İsimler unutulur, ama mezarlıklar dolmaya devam eder.
Bir kadın daha eksildi bu ülkeden.
Soru şu:
Daha kaç eksik vereceğiz?
Ve daha ne kadar susacağız?
Yorumlar
Kalan Karakter: