Cuma günü termal bir otelde güzel bir sunum izledik. Afyonkarahisar Valiliği öncülüğünde birçok paydaş bir araya gelerek Afyonkarahisar’ı gerçek manada bir marka şehir yapmak üzere detaylı bir program hazırlamışlar. Bu program tüm kurumların amirlerine sunuldu, basın mensupları aracılığıyla kamuoyuyla paylaşıldı.
Kendisi de bir iletişimci olan Valimiz Doç. Dr. Kübra Güran Yiğitbaşı Afyonkarahisar’ın yurt içi ve yurt dışında adının duyulması için büyük çaba sarf ediyor. Sayın Yiğitbaşı programda yaptığı konuşmada muhataplarına dönerek “Daha önce böyle bir çalışma yapılmış mıydı?” diye sorarak hem bu çabanın takdir edilmesini istedi hem de kendisinden önceki dönemlere gönderme yaptı. Yani en azından ben öyle algıladım. Afyonkarahisar Belediye Başkan Yardımcısı Ömer Yıldız söz kendisine geldiğinde “Katıldığım en etkili toplantı” ifadesini kullandı. Sayın Yiğitbaşı bu ifadeyi salonda bulunanlara alkışlattı.
Bu toplantıda öğrendik ki daha önce Japon ve Koreli ‘influencerlar’ gibi Mısırlı misafirlerimizi de ağırlamışız da dönüyorlarmış. Keşke basınımızın da bilgisi olsaydı. Japonlar, Koreliler, Mısırlılar Afyonkarahisar’ı ziyaret ediyor haberleri şehrimiz hakkında yurt içinde de merak uyandırır diye düşünüyorum.
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fatih Keskin yaptığı sunumda güncel tabirle ‘motto’ları kullanmış. Gitme kal bu şehirde, Nereye böyle gibi şarkı sözlerine ek olarak dinlenme tesisi değil ‘Varış Noktası’ sözü öne çıkarılmış.
Bana kalırsa şehrimizin dinlenme tesisi olarak lanse edilmesinde bir sakınca yok. Önemli olan bu kavrama neresinden baktığımız. Geçim sıkıntısı, şehir hayatı, siyasi çekişmeler, yoğun mesailer insanları yoruyor. Bu anlamda gelip 5 yıldızlı bir termal otelde kalıp, şifalı sularda şifa bulup, trafiksiz bir şehir turu yapıp, Ayazini’yi keşfedip, Kocatepe’ye çıkıp, güzel yemeklerin tadına bakılan bir dinlenme tesisi olarak lanse edilmek beni rahatsız etmezdi. Yine güncel tabirle Afyonkarahisar insanların kafayı ‘resetleyeceği’ bir destinasyon şeklinde sunulabilir.
Dönelim sunuma… Sunumun yapılan büyük çaplı çalışmanın bir fragmanı olduğu başında belirtilmişti. Projeye göre billboard çalışmaları farklı şehirlerin meydanlarına, metrolarına yerleştirilerek Afyonkarahisar’a gitme isteği uyandırılmaya çalışılmış. Bunun için de sanat, şifa, tarih, lezzet kavramları insanlara vaat edilen şehir özellikleri olarak kullanılmış. Ancak dikkatimi çeken bir noktayı da arz etmek istiyorum. Program insanların Afyonkarahisar’a gelmesi ve kalması hedefine odaklanmış. Peki ya sonra?
Şehrimize 5 yıldızlı otellerde konaklamaya gelen misafirler için bir problem yok. Otellerin hizmet kaliteleri birbirleriyle yarışacak seviyede. Ancak bazı bölgelerdeki oteller hoş olmayan olaylarla gündeme gelebiliyor. Yakın zamanda bir gazete ısınma, yemek, sıcak su hizmeti vermediği iddia edilen bir otelin haberini paylaştı.
Afyonkarahisar’a geldikten sonra şehir turu yapmak isteyen bir misafir öfkeyle arka arkaya kornaya basan bir minibüs şoförüyle karşılaşırsa şehrimiz hakkında olumlu bir düşünceye sahip olabilir mi? Tatilin amacı huzur bulmaksa, gürültü huzurun en büyük düşmanıdır. Buna gece uyurken egzoz patlatarak gezen motosikletleri de dahil edebiliriz.
Projede Afyonkarahisar’ın sanat şehri olduğu vurgulanıyor. Doğrudur. Caz ve klasik müzik festivalleri, belediyenin ve özel tiyatroların oyunları, 2 sinema salonuyla, zaman zaman açılan sergilerle bir sanat şehri olmaya yakınız. Ancak açık hava konserlerinde bazen istenmeyen olaylar yaşanıyor. Bazı provokatörler müzik dinleyip eğlenmeye değil, konsere gelenlere saldırıp sözde bir ‘nam’ yapmaya geliyorlar.
Kötü örnekleri çoğaltmak mümkün olsa da konumuzun markalaşma olduğunu unutmamalıyız.
Burada başka bir pencere daha açmak gerekiyor. Üniversite öğrencileri bu şehrin gönül elçileridir. Yıllar içerisinde yolu bu şehirden geçmiş yerli ve yabancı binlerce öğrenci acaba şehrimizi gittikleri yerlerde nasıl anlatıyorlar? Şu anda okuyan öğrenciler nasıl anlatacaklar? Bu konu da markalaşma çalışmalarına katkı sunacaktır.
Esnaflarımıza nazar değmesin. Bir iki küçük örnek haricinde esnaflığına laf edebileceğim kimse olmadı. Bazı esnaflarla da uzun yıllar süren dostluğa sahip oldum. Güler yüzlü, samimi, kâr hırsından uzaklar. Onların Afyonkarahisar’ın vitrini olduğunu ve olumlu-olumsuz etkiler yaratabileceği faktörünü de atlamamak gerekir.
Sözün özü insanları buraya getirmek ve burada konaklamalarını sağlamak elbette başarıdır. Ancak konaklama sürecinde yaşayacakları kötü deneyimler olursa markalaşma çalışmalarına zarar verebilir. Sunumda deneyim kısmına yer verilmediği için bunları yazdım. Başta sayın Yiğitbaşı olmak üzere yöneticiler, kurumlar, kurumlarda çalışan binlerce personel markalaşma için bunca emek verirken bu küçük örnekler tüm bu çalışmadaki emeği çöpe atmasın diye uyarmak istedim. Sucuk gibi örnekler mesela… Taklit ve tağşiş listesi yayımlandıkça vatandaşlar sosyal medyada sadece
Afyon Sucuğu hakkında değil bir bütün olarak Afyonkarahisar hakkında çok sayıda olumsuz yorumlar yazdılar. Başta da Kayserililer…
Afyonkarahisar’da sık kullanılan bir deyimle bitiriyorum: Allah emeğinizi yağlı etsin.
Yorumlar
Kalan Karakter: