Osmanlı Devleti’nin son dönemleri Balkan harpleri, Birinci Dünya harbinin geçtiği sıkıntılı günlerdir. Milletimiz bu dönemde büyük acılar yaşamıştır. Basiretsiz idareciler yüzünden Balkan Harbinden sonra hazırlıksız olarak Birinci Cihan Harbine girilmesi ve çok kötü sevk ve idare yüzünden hezimete uğratılması tarihimizde büyük toprak kayıtlarına yol açmışlardır. Bu dönemin çok iyi tahlil edilmesi gerekir. Bu devirde 1913- 1917 yılları arasında Sadrazam olarak vazife yapan Said Halim Paşa ile alakalı Ahmet Şeyhun tarafından bir kitap hazırlanmış. Bu kitap, McGill Üniversitesi, İslam Çalışmaları Enstitüsüne yazılmış olan doktora tezine dayanan bir eserdir. Yazarı bu eserin gayesinin dönemin siyasi ve entelektüel arka planı içinde prens Said Halim Paşa’nın (1895-1921) siyasi hayatı ve düşüncelerini eleştirel bir açıklamasını sunduğunu ifade etmiştir. Ben Dr. Ahmet Şeyhun’un bu kitabından Said halim paşanın hayatı ile siyasi değerlendirmesini dikkate aldım. Kendi hazırladığım “Sultan Reşad Dönemi Tarihçesi”ni de dikkate alarak bu metni hazırladım. İbret alınmasını ve faydalı olmasını diliyorum.
Said Halim Paşa (1865-1921) Hayatı
Haricîye Nazırı olarak Ocak 1913- Ekim 1915 ve
sadrazam olarak 12 Haziran 1913 - 3 Şubat 1917 tarihleri arasında vazife yapmıştır.
Said Halim, 1865 senesinde Mısır’da doğmuştur. Mısır Hidiv ailesine mensuptu. Said Halim’in babası Şehzade Halim Paşa dönemin Hidiv’i İsmail Paşa arasında kimin halefi olacağı hususunda geçen tartışma yüzünden 1869 senesine Mısır’ı terk ederek İstanbul’a taşındı. O sırada Halim 6 yaşında idi. Kendisi Arapça, Farsça, Fransızca ve İngilizce dersleri aldı. 1880 senesinde henüz 15 yaşında iken küçük kardeşi Abbas Halim’le birlikte Cenevre’ye gönderildi. Daha sonra 5 yıl boyunca İsviçre’de siyasi bilimler eğitimi aldı. Sultan Abdülhamid, Said Halim’in mecidiye nişanını ihsan etti. 13 Mayıs 1885 de kendisine Paşa unvanını verdi. 21 Mayıs 1888 de Şurayı Devlete tayin edildi. 22 Eylül 1900 senesinde Rumeli Beylerbeyliğine terfi ettirildi.
Sultan Abdülhamid döneminde mühim vazifelerde bulundu. Ancak Jön Türkler hareketine katıldığı için Mısır’a sürgün edildi, oradan Avrupa’ya geçti. Temmuz 1908 de İstanbul’a döndü. Senatörlük ve Şura-ı Devlet Başkanlığı gibi mühim vazifelere getirildi. Ocak 1913’te Mahmud Şevked Hükümetinde Hariciye Nazırı oldu. Mahmud Şevket Paşa’ya yapılan suikast sonrası sadrazam olarak tayin edildi. Yani kendisi önce Haricîye Nazırı olarak Ocak 1913- Ekim 1915 ve sonra da sadrazam olarak Haziran 1913- Şubat 1917 tarihleri arasında vazife yapmıştır.
11 Haziran 1913 tarihinde Sadrazam Mahmut Şevket Paşa harbiye nezaretinden Babıali’ye giderken suikastta uğradı. İttihat Terakki bu suikastta çok hızlı cevap verdi. Cemal Paşa sıkıyönetim ilan etti. Bu suikast, İttihatçılar ve siyasi rakipleri, özellikle de Hürriyet ve İtilaf Partisinin temsil ettiği Liberaller arasındaki süregelen çatışmanın vardığı son noktaydı. 23 Ocak 1913 tarihinde Babıali darbesi yapılmıştı. Darbenin görünürdeki gayesi, Edirne’nin kurtuluşu idi. Fakat başarısız olmuşlardı. Mahmut Şevket Paşa ile ittihatçılar arasında anlaşmazlık zaten Balkanlardaki hezimet sebebiyle siyasi bir krize dönüşmüştü. Liberallerin darbe teşebbüsünü durduran ittihatçılar, Osmanlı siyaseti üzerinde kesin bir hakimiyet kurdular.
Mahmut Paşa suikastının olduğu günde bazı bakanlar, bir araya gelip özel bir komite kurdular ve Sultan Reşad ile görüşüp Hariciye Nazırı Said Halim Paşanın Sadrazam olmasını teklif ettiler. Ancak Sultan Reşad’ın niyeti Viyana’daki Osmanlı sefiri Hüseyin Hilmi Paşa’yı sadrazam yapmaktı. Sultan Reşad, Hüseyin Hilmi Paşanın Viyana’dan dönüşüne kadar Said Halim Paşayı sadrazam vekili olarak tayin etti. Ancak ittihat terakki, Said Halim Paşanın sadrazam olarak tayininde ısrar etti. Nihayetinde 12 Haziran 1913 tarihinde Sultan Reşad geri adım atarak Said Halim’i sultan iradesiyle sadrazamlığa tayin etti.
Sait Halim döneminde, Büyük devletler ile Babıali arasında gerçekleşen diplomatik manevralar sonunda Osmanlı Devleti’nin Doğu Vilayetlerimizde uygulayacağı bir reform projesine dönüştü. Esasen Sultan Abdülhamid bu projesini mahzurlarını dikkate alarak bir teşebbüste bulunmuyordu. Ancak İttihat Terakki, Kiliseler kanununda olduğu gibi böyle bir anlaşmayı imzaladı. Osmanlı Devleti adına Sadrazam Said Halim Paşa, Rusya adına elçilik maslahatgüzarı 8 Şubat 1914 tarihinde imzaladı.
1. Maddeye göre Anlaşma iki yabancı müfettişin Doğu Anadol’unun 6 vilayetini idare etmek üzere tayinini öngörüyordu.
2. Maddeye göre bu müfettişler sivil ve adli yargıyı denetleyecekler ve emirlerinde güvenlik güçleri olacaktı.
3. Maddeye göre Müfettişler denetledikleri memurları yetersiz görme hakkına sahip olacaklardı.
7. Maddeye göre Kanun, Padişah iradeleri ve kamunun duyuruları, bölgenin mahalli dillerinde de duyurulacaktı. Mahkeme kararları Türkçe yayınlanacak ama tarafların talebi halinde mahalli dille de çevrilecekti.
9. Madde mucibince mahalli halk, askerliklerini kendi bölgelerinde yapacak ancak az sayıda asker Hicaz veya Yemen gibi uzak vilayetlere gönderilebilecekti 10. Maddeye göre Hamidiye Alayları Yedek Süvari Birlikleri ile birleştirilmek suretiyle ortadan kaldırılacaktı.
11. Madde mucibince Babıali en kısa zamanda nüfus sayımı düzenleme sözünü de veriyordu.
Bu anlaşma, Rusya’ya Doğu Anadolu’daki etki alanını tanındığının resmen ilan ediyordu. Dönemin Ermeni Patriği Yegyayan hatıralarında Ermeni reformlarıyla ilgili anlaşmanın imzalanmasının hemen Rus Büyükelçisi Michael De Giers’e teşekkürlerini sunan bir telgraf gönderdiğini yazmıştır.
Rusya bu anlaşmadan çok memnun olmuş, bunu vesile yaparak Talat Paşa, Rusya’ya yaptığı ziyarette Rus Dışişleri Bakanı Rus Sazonov’a (1861-1927) Rusya ile bir ittifak anlaşması yapmayı teklif etti. Rus bakan zaman darlığından bu hususu başka bir vakit tartışabileceğini ifade ederek geçiştirdi.
1914 Yılı Haziran ayı sonlarında Bahriye Nazırı Cemal Paşa Fransa’yı ziyaret etti ancak Fransa da bir ittifak anlaşması yapmaya niyetli değildi.
Said Halim Paşa, Osmanlı Devleti’nin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünün ancak ve ancak Avrupa’daki askeri blokların biriyle ittifak yapılması ile korunabileceğine inanıyordu. Bu hususta hatıralarına şunları yazmıştır: “İtilaf Devletlerinin Babıali’nin ittifak kurma teklifini reddetmeleri Osmanlı’ya İttifak Devletlerine yönelmek dışında bir seçenek bırakmadı. Yoksa biz üçlü İttifaktansa İtilaf Devletleriyle birlik kurmayı tercih ederdik. Çünkü imparatorluğa asıl tehdit itilaf devletlerinden geliyordu”.
Böyle bir durumla karşı karşıya kalan Osmanlı Devleti 2 Ağustos 1914 tarihinde Almanya ile anlaşma imzaladı. Anlaşmanın şartları şöyle idi:
1.Maddeye göre Almanya ve Osmanlı Devleti Avusturya- Macaristan ile Sırbistan arasındaki bir çatışma durumunda tarafsız olacaklardı.
2. Maddeye göre Rusya bir çatışmaya askeri olarak karışırsa Almanya ve Osmanlı da dahil olacak.
3. Maddeye göre bir harp durumunda Almanya Türkiye’deki askeri birliklerini Babıali’nin hizmetine verecekti.
4. Madde bir Rus saldırı durumunda Almanya Osmanlı topraklarını askeri olarak savunacaktı.
5. Maddeye göre bu anlaşma 31 Aralık 1918 tarihine kadar geçerliliği sürdürecekti. Taraflar anlaşmanın gizli kalmasını kararlaştırmışlardı.
Ancak aynı gün içinde Enver Paşanın da beklenmedik bir şekilde Rusya’ya benzer bir anlaşma teklif ettiği belirtilmiştir. Enver Paşanın bu teklifi, Rus Büyükelçisi De Giers tarafından ciddiye alındı. Ancak Rusya Babıali ile bir ittifak kurma niyeti yoktu. Bu görüşmeler devam ederken Almanya’nın iki harp gemisi Goeben ve Breslau, itilaf kuvvetleri tarafından Çanakkale Boğazına kadar takip edilmişti. İki gemi Enver Paşanın özel emriyle Çanakkale Boğazından geçirildi. Said Halim Paşa kaygılandı zira itilaf devletleri eğer Osmanlıya harp ilan edeceklerse sebebinin bu iki gemi olduğunu tahmin ediyordu. Alman elçisi ise anlaşmaz bir tutum içinde idi hatta bu iki geminin Karadeniz’de Ruslara karşı kullanma planını bile açıkladı. Gemilerin Osmanlı Devleti tarafından satın alınması teklifini Meclis Başkanı Halil Bey yaptı, bunu Osmanlı ve Alman hükümetleri kabul etti. Böylece 16 Ağustos 1914 tarihinde iki Alman gemisi, Osmanlı Bayrağını çekerek Yavuz Sultan Selim ve Midilli adlarını aldı. Ancak mürettebatları hala Almanlardan oluşuyor ve onları Osmanlı Filosuna başkomutan olarak tayin edilmiş Amiral Souchon kumanda ediyordu. Amiral Souchon, Amiral Limpus’un yerine tayin edilmişti. Amiral Limpus da İngiliz Donanma birliklerinin başı olarak İstanbul’a 1913 senesinde gelmiş ve Osmanlı Donanmasının başkomutanı olarak tayin edilmişti.
Heyhat !!! İttihatçılar ülkeyi ne hale getirmiş. Askeriyede ehliyet ve liyakat kaybolunca ve meratib-i silsile ve disiplin yok olunca kahtı rical devrine girilmiş. Donanmayı da yabancılar idare ediyor.!!!
Osmanlı Devleti’nin harbe hazırlıklarının esas planlayıcısı Enver Paşa idi. Talat Bey de O’nu destekliyordu. Enver paşaya muhalefet edenler arasında Said Halim Paşa ve Maliye Nazırı Cavit Bey vardı. Enver Paşa ila sadrazam arasındaki gerginlik Ocak 1914’de Enver Paşanın Harbiye Nazırlığına tayininde ortaya çıkmıştı. Said Halim Paşa, muhalefet ederek istifa edeceğini beyan etmişse de istifa etmemişti. Said Halime göre Osmanlının harbe girmesiyle alakalı en akılcı siyaset, Babıali’nin galip gelecek tarafa oynayacağı anı beklemek olacaktı. Kendisine göre bu an henüz gelmemişti. Cemal Paşa ise kararsızdı ve neredeyse en güçlü tarafın sürüklediği yöne gitmeye hazırdı.
16 Eylül 1914 tarihindeki kabine toplantısında Enver Paşa, Amiral Souchon’a filoyu donanma manevraları için Karadeniz’e çıkarma yetkisi verilmesini istediğinde, Said Halim bu isteğe muhalefet etti. Sadrazam böyle bir hamlenin Rus donanmasını kışkırtacağını ve böylece Osmanlı İmparatorluğunu harbe sürükleyeceğini düşünüyordu. Sadrazamın bu kararlığı karşısında Enver ve Talat Paşalar geri adım attılar ve manevraları tehir etmeyi kabul ettiler. Ancak Amiral Souchon’un talebini Alman Elçisine ileterek Karadeniz’e filoyu çıkarma hususunda tavassutunu talep edince maalesef Said Halim Paşa, Rus filosuyla karşılaşılması halinde dahi derhal boğaza dönülmesi gibi bazı sözler alarak izin verdiği anlaşılmaktadır. 30 Eylül 1914 tarihinde Enver Paşa’nın teklifi ile Alman Hükümetinden beş milyon Türk lirası değerinde altını borç olarak istemişti. Alman hükümeti bu talebi iyi karşıladı ve Osmanlı Devleti ittifak devletleri tarafında harbe girer girmez istediği borcu alabileceğini belirtti. Said Halim Paşa, Alman Hükümetinin öne sürdüğü bu şarttan haberdarıydı mıydı? Sadrazam olarak haberdar olması beklenirdi. Başında Halil Bey’in bulunduğu bir hey’et Almanya’ya gönderildi. Hey’etin gayesi, Osmanlı Devleti’nin harbe girmesini altı ay daha tehir etmeye Almanları ikna etmekti. Esasen Enver Paşa Almanya tarafında harbe girmek hususunda kararlıydı. Zira; Enver, Talat, Cemal ve Halil Bey iki milyon Türk Lirasının gelmesi halinde harbe gireceklerini 11 Ekim 1914 tarihinde Almanya Büyükelçisine haber vermişlerdi. 20 Ekim tarihinde Liman Von Sanders, Osmanlı Devleti’ni harbe girmesini geciktiği ile bir uyarıda bulunda. Ertesi gün Enver ve Genel Kurmayda yardımcısı Alman Bronzart, gizlice bir harp planı hazırladı. Enver, 22 Ekimde Amiral Sounhon’a sözlü olarak Karadeniz’de Rus Filosunu aramasını ve bulduğu Rus Gemilerine saldırmasını bildirdi. Bu sözlü emir 3 gün sonra yazı olarak tebliğ edildi. Ancak Amiral yetkisini aşarak Rus filosunu aramak yerine Rus Limanlarını bombalamak üzere Kuzeye yöneldi. 29 Ekim 1914 günü Yavuz ve Midilli Gemilerinin dahil olduğu Osmanlı Donanması Sivastopol, Novorisssik ve Odessa Limanlarını bombalamaya başladı. Bu şehirlerdeki askeri ve sivil tesisleri yok edip birçok gemiyi batırdı. Said Halim Paşa bu duruma çok üzüldü. Hatta saraydaki Kurban Bayramı merasimine katılmamaya karar verdi. İstifa edeceğini açıkladı ise de kabine üyeleri Almanya ile yapılan anlaşmada kendisinin imzası olduğunu söyleyince Said Halim Paşa pes etti ve Kabinede kalmaya karar verdi.
Sultan V. Mehmed Reşad’ın başkatibi olan Ali Fuat (Türkgeldi) hatıratında: “Bayramın ikinci Günü Said Halim Paşayı ziyarete gittim. Yanımda Tevfik bey ve Salih Paşa vardı. Sadrazam bizi kabul etti ve “Almanlar bizi savaşa sokmak niyetindeler. Evet girmeliyiz fakat onların seçtiği bir tarihte değil. Daha ziyade bizim için bir fırsata dönüşecek bir tarihte girmeliyiz” dedi.
Said Halim Paşa, harbi durdurmak için Rusya, Fransa ve İngiltere büyükelçileriyle temasa geçti. Ama muvaffak olamadı. Esasen Rus Büyükelçisi Der Giers’in şu tespiti dikkate değer. Rus başkentine gönderdiği yazıda Said Halim Paşa için “ O’nu samimiyetinden değil, gücünden şüphe ediyorum” diye yazmıştı. Bu tespit doğru idi. Fransa da elçisini geri çekecek iken Said Halim Paşa ondan kalmasını rica ettiğinde Fransız Elçisi Bompard ancak Babıali’nin bütün Almanları göndermesi halinde kalabileceğini ifade edince Said Halim ise diğer kabine üyeleriyle bu konu hakkında düşüneceklerini söylemekle yetinmişti. Velhasıl asıl güç Enver ve Talât’ta idi. İngiltere, Fransa ve Rusya elçilerinin İstanbul’dan ayrılmalarından sonra Rusya 2 Kasım’da, İngiltere ve Fransa bu tarihten 3 gün sonra Osmanlı Devleti’ne harp ilan ettiler.
Birinci Cihan harbinde Osmanlı orduları Kafkasya, Irak, Filistin, Çanakkale, Makedonya ve Galiçya Cephelerinde savaştı.
Sadrazam Said Halim Paşa istifa etti ise de Sultan Reşat Saraya çağırıp istifasını geri aldırdı. Hükümet, 14 Kasım 1914 günü Cihad-ı Ekber ilan etti. İngiltere’de 18 Aralık 1914 tarihinde Mısır’ı himaye altına aldığını ilan etti. Mayıs 1915’te İtalya, İtilaf Devletleri’ne katılarak Almanya ve Avustralya’ya karşı harp ilan etti.
Doğu Cephesi ve Sarıkamış Harekâtı
Ruslar, 1 Kasım 1914 tarihinde hududumuzu geçerek Pasinler ve Eleşkirt istikametinde ilerlemeye başladılar. Osmanlı Ordusu, Rusları Köprüköy civarında karşıladı ve Rusları püskürttü.
Almanlar, Rusların Avrupa’daki birliklerini doğuya çekmesine istediğinden Enver Paşa’yı ikna etmişlerdi. Enver Paşa, aklınca Kafkaslar’daki Müslüman halkı ayaklandırmak suretiyle Rusların Doğu Cephesinde çökeceğini hesaplıyordu. Enver Paşa, Köprüköy’e bizzat gelerek 3. Ordu kumandan Hasan İzzet Paşa ile görüşerek kendisine taarruz emrini verdi. Hasan İzzet Paşa çok tecrübeli bir askerdi. Kış şartlarında ordunun ilerlemesinin mahzurlu olduğunu söyleyerek itiraz etti. Enver Paşa, geçmişte kendisinden kıdemli ve yaşlı olan Paşaya “Hocam olmasaydın seni vururdum” diyerek azletti. Sevk ve idareyi eline aldı. 21 Aralık 1914 tarihinde taarruz emirini verdi. Ancak Ruslar, 11. Kolordumuzu geri püskürtmüş, vaktinde çekilme harekâtı yapamayan 9. Kolordu esir düşmüş, 10. Kolordu askerlerinin büyük kısmı Allahuekber Dağlarında donarak şehit düşmüş, Sarıkamış alınmış ise de Ruslar, hazırlıklı olarak yaptıkları taarruz neticesinde Sarıkamış’ı tekrar işgal etmişlerdi.
Sarıkamış Harekâtı, tarihimizde çok acı bir harekât idi. Osmanlı Ordusundan 150.000 askerin takriben 90.000’i soğukta donarak hayatını kaybetmişti. İhtilal yaparak birdenbire yükselen liyakatsiz kişilerin sebep olduğu bu harekât, hüsranla neticelendi. Enver Paşa, Hafız Hakkı Paşa’yı 3. Ordu Kumandanlığına tayin ederek İstanbul’a döndü.
Bu dirayetsiz ve acemice gerçekleştirilen Sarıkamış Harekâtı neticesinde bu bölgedeki Osmanlı kuvvetleri azalmış, üstelik burada bazı birlikler de Irak Cephesine sevk edildiğinde 3. Ordu daha da zayıf düşmüştü. Ruslar, bir yıllık hazırlıktan sonra 14 Şubat 1916 tarihinde hücuma geçtiler, 15 Şubat’ta Erzurum, 3 Mart’ta Bitlis, Muş, 18 Nisan’da Trabzon, sonra Bayburt, Gümüşhane ve 24 Temmuz’da Erzincan düştü. Bu bölgedeki Ermeniler, komitecilerin öncülüğünde büyük mezalim icra ettiler. Bu husus “Ermeni Mezalimi“kitabımda tafsilatlı anlatıldığından burada bahsetmeyeceğim. Ermenilerin bu akıl alma zulümleri dolayısıyla 26 Mayıs 1915 tarihinde Talat Paşa harp bölgelerine yakın yaşayan Ermeni nüfusun tehciri ile kanun tasarısını kabineye iletti. Talât Beyin teklif ettiği bu kanun tasarısını hükümet kabul etti ve 1 Temmuz 1915 tarihinde “Tehcir Kanunu” çıkarıldı. Bu mecburiyetten kaynaklanmış bir harekettir.
Çanakkale Cephesi
Osmanlı Devleti harbe ile Boğazlar ilk planda önem kazanmıştı. Çanakkale İstanbul Boğazları itilaf devletlerinin eline geçerse, Rusya ile rahat bir irtibat sağlanacağı, Süveyş yolunun emniyete alınacağı, Almanya’nın Osmanlı’ya harp malzemesi göndermesinin engelleneceği hesap ettiğinden Çanakkale Boğazı’nın harp gemileri ile zorlanarak geçilmesine karar verildi.
İtilaf Devletlerinin Çanakkale Boğazına ilk taarruzu 3 Kasım 1914 tarihinde oldu.
Çanakkale’yi geçemediler. 18 Mart 1915 tarihinde Çanakkale Deniz Zaferi kazanıldı. İtilaf Devletleri bu defa kara harekâtına başladılarsa da muvaffak olamadılar. Böylece büyük ümitlerle İtilaf Devletleri müşterek donanmasının hücumu ile başlayan Çanakkale, 9 Ocak 1916 günü geri çekilmeleri ile büyük bir hüsranla neticelendi.
Irak Cephesi
İngilizler, Osmanlı Devleti’ne harbi ilanıyla birlikte, Basra‘dan Şattül Arap bölgesine doğru harekete geçti. 21 Kasım 1914 tarihinde Basra‘yı ele geçirdiler.
İngiliz Kuvvetleri, General Townshend Kumandasında Kut’ül Amare’ye ilerleyerek burasını 20 Eylül günü işgal etti. İngilizlerin gayesi Bağdat’ta zapt etmekti. Doğu Anadolu’dan gelen birliklerle desteklenmiş Osmanlı Ordusu, İngilizleri Selman-ı Pak civarında mağlup ederek, Kut’ül Amare’ye sürdüler. Alman Mareşalı Fon der Golç, Irak’ta 6. Ordunun Kumandanlığına tayin edilmiştir. Kut’ül Amare’de İngilizler muhasara edildi Golç Paşa, Bağdat’ta tifüsten vefat edince Halil Paşa (Kut), 12.000 kişilik İngiliz askerlerini ve General Townshed’i esir aldı: Bu, büyük zafer olarak tarihe geçti. 29 Nisan 1916 tarihinde bu zafer, Kut Zaferi olarak kutlanırken 1950’li yıllarda vazgeçildi.
Kut’ül Amare Zaferinden sonra Irak‘taki kuvvetlerin takviye edilmesi gerekirken maalesef müttefiki olduğumuz Almanlar, Avrupa’daki İtilaf Devletleri güçlerini dağıtmak için Osmanlıları, Doğuda Ruslara ve Hindistan yolu üzerinde İngilizlere karşı yönlendirildi. Bu yüzden, 6.Ordu’dan 13.Kolordu Ruslara karşı İran’da harbe tutuştu. Kutül Amare’de sadece 18. Kolordu kalmıştı. Hâlbuki İngilizler, Irak cephesi için tam bir hazırlık yapmışlar, çoğu Hindli 100 000 kişilik bir kuvvet toplanmışlardı. Osmanlı Ordusu, sadece 17.000 kişilik 18. Kolordu’dan ibaretti. İngilizler 10 Aralık 1916 günü taarruza geçti, ancak Dicle nehrini 23 Şubat 2017’de geçti, durumun vahametini anlayan Bağdat’ta bulunan Halil (Kut) Paşa 13. Kolordu geri çağırırsa da, bu kuvvet gelemeden Bağdat’ı boşalttı. İngilizler 11 Mart 1918 günü Bağdat’ı işgal etti.
Bu suretle Musul hariç olmak üzere bütün Irak’a hâkim oldular, böylece Kuzeyde Ruslarla da bir harekât birliği elde ettiler.
Sina, Filistin ve Suriye Cephesi
İngilizler 1. Cihan Harbi başlayınca Akabe’yi bombardıman etti ve 3 Kasım 1914 tarihinde ele geçirdi. Bahriye Nazırı Cemal Paşa, Suriye Filistin bölgesindeki 4. Ordunun Kumandanlığına tayin edildi. Şam’a geldi. Kendisine Adana, Suriye ve Arabistan Valiliği de verilmişti. Cemal Paşa, Süveyş’e bir sefer düzenlemeyi planlamıştı. Tih Çölünü aşarak 3 Şubat 1915 günü kanal civarına ulaşmıştı. Bir gece harekâtıyla kanalı geçmek istedilerse de muvaffak olamadı. Cemal Paşa, geri çekildi.
İkinci kanal harekâtı, Alman Albay Von Kres tarafından 27 Temmuz 2016 tarihinde icra edildi. Bu harekât da başarısız oldu. Esasen bundan maksat İngiliz ve Fransız Kuvvetlerinin Filistin’ine yönlendirilmesi suretiyle Almanya’nın Avrupa’daki yükünü hafifletmekti.
İkinci kanal harekâtından sonra Osmanlı Kuvvetleri önce El-Ariş’e çekilmişlerse de buranın müdafaasının güç olacağı kanaati ile Gazze’ye çekilmişlerdi. İngilizler Mart-Nisan 1917’de hücum ettilerse de 19 Nisan’da mağlup olarak çekildilerse de büyük bir hazırlık yaparak Şerif Hüseyin’in ihaneti ile 150 000 kişilik kuvvet hazırladılar. Buna mukabil Yıldırım Grubu adıyla 7. Ordu kuruldu. Bu Ordu’nun önce Irak’ı geri alma planı vardı. Bundan vazgeçilip 8. Ordu ile birleşerek Gazze’de İngilizlere karşı bir hareket yapılması kararlaştırıldı. Ancak Yıldırım Orduları grubu ile 4. Ordu Kumandanı Cemal Paşa arasındaki ciddi anlaşmazlık sebebiyle buna imkân bulunamadı. Cemal Paşa‘nın İngilizler ile anlaşarak burada bir bölgenin kendisini verilmesi halinde sömürge olarak hâkimiyetlerini kabul edeceğini iddia edilmişti. Osmanlı ve Almanların Filistin cephesinde planlanan Taarruz hareketi için 5 Temmuz 1917 tarihinde 7. Ordu Kumandanlığına tayin edilen Mustafa Kemal Paşa’nın ordusuyla Suriye’ye gönderilmesi kararlaştırıldı Alman Generali Falkenhayn, 8.Ordu ile cepheden ve 7. Ordu ile Birüs-Seb’den taarruz ederek İngilizleri mağlup etmeyi tasarlıyordu. Cepheden 4. Ordu, 7. Ordu ve 8. ordu mevcuttu. 6 Kasım 2017 tarihinde İngiliz kuvvetleri Gazze’yi işgal etti. 17 Kasım’da Yafa’yı ele geçirdiler. İngiliz Kuvvetleri Kumandanı General Allenbi‘nin çeşitli temasları oldu. Müdafaa durumunda ve ortadaki 7. Ordu ani bir emirle ricat edince, Kudüs’ten sonra Yıldırım Orduları karargâhı Nusra‘yı alındı. 4 ve 8. Ordu kuşatıldığında binlerce asker ve top ile askeri malzeme eline geçti. Çok büyük bir hezimet yaşandı. Cemal Paşa, istifa edip 12 Aralık 1917 günü İstanbul’a dönmüştü. Mustafa Kemal Paşa da önce Adana’ya sonra İstanbul’a geçti.
Said Halim Paşanın İstifası
Talat Paşa, Said Halim Paşa’yı itibarsız kılmak için gayret içindeydi. Neticede Said Halim Paşa 3 Şubat 1917 tarihinde sadrazamlık vazifesinden istifa etti. Yerine Talat Paşa geçti. Harbiye Nazırı Enver Paşa, Bahriye Nazırı Cemal Paşa, Maarif Nazırı Şükrü Bey makamlarını muhafaza ettiler. Talat Paşa üstüne üstelik dâhiliye nazırlığını da üzerine aldı. İttihat ve Terakki içinde güçlü bir isim olan Talat Paşa, 8 Ekim 1918 tarihinde sadrazamlıktan istifa etti. Bu istifa İttihat ve Terakkinin Osmanlı Devleti’ni keyfi bir şekilde yönettiği dönemin sonun işaret ediyordu.
Hey gidi hey posta memurluğundan Sadrazamlığa… Osmanlı boşuna yıkılmadı.
Talat Paşa’nın istifası üzerine yerine getirilen Ahmed İzzet Paşa, yeni hükümeti kurdu. Ancak İttihat terakkinin ülkedeki gücü hala devam ediyordu. Enver ve Cemal Paşalar ordu ve donanma üzerindeki hakimiyetlerini koruyorlardı. Ayrıca yeni hükümette birçok ittihatçı vardı.
Osmanlı Devleti, Filistin’deki hezimetten sonra 30 Elim 1918 tarihinde Mondros mütarekesini imzaladı. Talat, Enver ve Cemal Paşalar 3 Kasım 1918 tarihinde bir Alman denizaltısıyla ülkeden kaçtılar.
Ders Alınması gereken hususlar:
Harbe girmemek için her türlü stratejik taktik geliştirilmeliydi. Bu yapılamadı.
Ehliyetsiz ve dirayetsiz idareciler vardı. Karar verilirken istişare yapılmadı.
Almanlarla yapılan anlaşma, Enver Paşanın Alman Sefiri ile hazırladığı müsveddeye dayanılarak yapıldı. Alakalı birimlerle müzakere edilmedi. Kararlar, Enver, Bronzart ve Liman Von Sanders Paşalar arasında görüşülüp tespit olunuyordu. Kararların çoğu eksik ve yanlışlarla dolu idi. Aleyhimize oldu.
Almanlara körü körüne bağlanıldı. Seferberlik planlarında Almanların talepleri dikkate alındı.
Enver Paşa, komiteci ruhuyla çok yanlış kararlar verdi. Yanında tenkit ve tavsiyede bulunacak kişileri uzaklaştırdı. Etrafını falcılar, dalkavuklar doldurdu.
Padişah ve Sadrazam Said Halim Paşa otoritesini kullanmadığı gibi İttihat Terakkiye, Talat Paşa ve Enver Paşa’ya tabi oldular.
Yavuz ve Midilli Gemileri madem satın alındı, Türk mürettebata teslim edilmeliydi. Bunu yapabilecek Rauf Beyi dahi mektup ve hediye götürmesi bahanesiyle uzaklaştırdılar.
Yavuz ve Midillinin Karadeniz’e çıkmasına müsaade edilmemeliydi. Alman Amirali, Osmanlı Devleti’ni harbe sokmayı başardı.


Yorumlar
Kalan Karakter: