Reklam
Muzaffer KARAHİSAR

Muzaffer KARAHİSAR


GELDİ GEÇTİ BAHAR

01 Temmuz 2020 - 02:36

     Zamanın hızlı dönen çarkları baharı alıp götürmüş haberimiz olmadan. Herkes evlerde tutuklu, inzivada kalmıştı.Hayattan, olaylardan uzak hayaller aleminin kısır döngüsünde gibiydik. Arzı unuttuk. Pencereden, balkondan, gökyüzünden görmek istedik baharı. Uluşamadığımız hayallerimizin serencamını yaşadık. Baharıbulamadık bir türlü. Duvarların ötesine uzansak da havsalamız, hissiyatımız, sevincimiz, heyecanımızla alamadık baharın tadını. Koşamadık çiçekli bahçelerde, bahar kokulu iklimlere ulaşamadık bir türlü içimizden.
           Belli ki Pandemi tutsağı gönülleri bahar sevmezmiş, bu anlaşıldı! Gençliğin, güzelliğin, renklerin ve canlanmaların, yeniden hayat bulan varlıkların bayramını müjdeleyen bahar, bu sene sessizce geçip gitmiş. Kırlarda, vadilerde açan rengarenk çiçekleri doyasıya hayranlıkla koklayıp sevemedik.Konuşup tefekkür edemedik, okuyamadık üzerindeki harika sanat antikalarını…
         Sonbahar veda kampanası gibi yüksek perdeden hüzünleri, göçleri, matemleri hatırlatırmış.Herkesin duyacağı kadar sesli, hışırtılı, gürültülü çığlıklar olurmuş! Ancak bahar öyle değil;gökyüzü zikrinin enstrümantal musiki ritimleriyle ve ışıktan süzülennisan çiselemesiyle varlıkların yüzüne rahmet taneciklere serperek uyandırırmış kış uykusundan. Gözünü açan yüzünde sevinçle, şevkle, coşkuyla vazifeye koşarmış. Her yeri rengarenk çiçek destelerisüslermiş.Bağlarda bahçelerdi sanat harikası arılar, böcekler, kelebekler ölçülü simetrik vücutlarıyla oradan oraya koşarmış. Bahar sergisinde her şey, Allah’ın rahmet eserlerini gösterirlermiş.
Her sene kışta erzakı tükenmiş mahlukata nevruz-u sultani merasimiyle bir erzak vagonu gibi İlahi ikramları, ihsanları, lütufları, nimetleri renkli, kokulu, tatlı, sanatlı, süslü, ölçülü, mühürlü hediyelertaşırmış bahar.Bu mevsimde binlerce hediyeler sessiz sedasız dağıtılırmış muhtaçlara. Bütün bu olup biten faaliyetlerden bigâne kaldık. Hayallerimizi kuşatan duvarların çevirdiği ülfet perdelerini açamadık.
Caddeler, sokaklar insan akan dere gibiydi! Meğer dışarıya çıkma günüymüş. Maskeli insanlara, “Eynel mefer?” kaçış nereye demek geçti içimden.Ölüm! Kim bilir, bu şehri kaç defa kabre boşaltmıştır!..  İnsanlar hızlı adımlarla çarşıya, pazara, manava koştular. Kasalardaki renkli, tatlı, sulu, lezzetli, kokulu çeşitli meyveler, cazip halleriyle insanlara bir şeyler söylemek istiyordu! Toprak, ışık, su, havadaki acizliği ve hiçliği anlatıyorlardı. Damak tadı, lezzete olan açlık hissi, midenin iştahı, hırsın cazibesi akıl ve kalbi iptal etmiş midir, bilinmez.
 Bahardayeniden dirilip hayat bulan güllerin tomurcuğunu, ağaçların gelinliğini, çiğdemlerin açmasını, çiçeklerle sohbeti… Kısaca mevcudatın, nebatat ve hayvanatın canlandığı baharınhayat dolu ihtişamını arıyorum!
         Bediüzzaman Hazretleri, talebeleriyle yolculuk yaparkenyeni başak çıkarmış buğday tarlasının kenarından geçerken durup bakmış. Rüzgârın önünde koşar gibi yerlere yatıp kalkan buğdayların dalgalanıp raksını, zikrini ve şevk ile tesbihlerini epey müddet tefekkür ederekhayret seyretmiş… Rahmet-i İlahi’nin Rezzak isminin, bereket tecellilerine, inayet cilvelerine şükrünü eda ettikten sonra “Tefekkürü benim, buğdayları sizin olsun!” diyerek yoluna devam etmiş.
        Gözle görünmeyenaciz bir mikroptan kaçıp evlere saklanırken, koca arzın yeniden ihya edilişini göremedik.Hesapsız mevcudatın her birinin kendine has lisanlarla, hallerle, dillerle, şekillerle, işaretlerle, güzelliklerle anlattıkları tevhit delillerini, Rabbani faaliyetleri, hikmetli işleyişleri görmekten, anlamaktan, tefekkür etmekten mahrum kaldık.
       Gençliğin, güzelliğin, hayatın, haşrin timsali; gönüllere İlahi aşkın muhabbetini yansıtan muhteşem baharıgördünüz mü?
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum