Reklam
Muzaffer KARAHİSAR

Muzaffer KARAHİSAR


AKDAĞ'DA RÜYA GİBİ ZAMAN

30 Temmuz 2020 - 10:15

AKDAĞ’DA RÜYA GİBİ ZAMAN
 Güzel Anadolu’nun her köşesinde havasıyla, suyuğuyla, ormanıyla, yeşillikleriyle ve envaı çeşit güzellikleriyle insanı cezbeden meşhur yerleri vardır. Sandıklı Akdağ,tüm canlılara kucağını açmış, gür ormanlarla kaplı yüksek dağların, geniş yaylaların, yemyeşil çayırların, soğuk suların, temiz havanın ve bol nimetleriyle gönülleri mest eden bir rahmethazinedir.
  Geçenlerde Akdağ’ın resimleri gönderen bir arkadaşıma şöyle yazmıştım: “Gidip görmüş gibi Akdağ’ın temiz havasını, çam kokusunu, serinliğini, özgürlüğünü tadar gibi içimi hoş, tatlı, latifbir duygu kapladı. Hasret duyduğum dağları alıp gönlümün derinliklerine, hissiyatımın ufuklarına, manevi alemlerime bir demet memleket çiçeği gibi sunan Rabbime şükürler olsun. O ıssız dağlarda Rabbimi zikretmekve Ayetü’l- Kübra’yı okumak istiyorum…”
Bu temenniden bir hafta sonra akraba gurubuyla Akdağ’a seyahat imkânı doğdu.Unutmamak için ilk işim, Ayetü’l- Kübra’yı ve Cevşen’i çantama yerleştirmek oldu. O yüksek dağlarda haşmetli ormanların, ağaçların, vahşi hayvanların ve asude yerlerin huzur veren güzellikleri, tefekkür mekanlarıdır.
    Sabahın erken saatlerinde Sandıklı’dan Sorkun Köyü yoluna ilerliyoruz. Yol boyunca mısır, patates, fasulye afyon,ayçiçeği…nimet sofrası tarlaların hoş manzaraları içimizdeki sevinç çığlıklarını teskin ediyordu. Yol kenarlarını süsleyen gelinciklerin ve kır çiçeklerininfarklı renkleri, güzellikleri dikkatimizi çekiyordu.
2500 Rakımlı Adağın yükseklerine tırmandıkça sabah rüzgarıyla ağaçların hışırtısı ve kuş sesleriyleiçimize müstesna bir huzur, mutluluk ve vuslat esintileri dökülmeye başladı. Rıza Tevfik’in: “Uçun kuşlar uçun doğduğum yere; /Şimdi dağlarında mor sümbül vardır. /Ormanlar koynunda bir serin dere, /Dikenler içinde sarı gül vardır.”Şiirisanki oraları canlı tasvir ediyordu.
Akdağ Tabiat Parkı, 1600 M. YükseklerdeKoca yaylanın, Uzun gölün, çam ormanlarının olduğu geniş gölgelik, mesirelik, meskûn bir alan. Ziyaretçiler için yapılan düzenlemeler, sosyal tesisler, orman evleri, mescitler, çeşmeler, oyun parkları, oturma bankları, tuvalet, temizlik ve çevre koruma görevlileri vb. düzenlemeler son derece güzel uygulamalar...
      Üzerinde kayık, sandal ve ördeklerin yüzdüğü, hayvanların su içtiği gölün mavi sularına yansıyan orman manzarasına nazır bir yamaç konakladık. Kuş seslerinin ve çamların huzur veren gölgesinde Ayetü’l- Kübra’da kâinattan Halikınısoran bir seyyahın gördüğü, keşfettiği hakikatleri takip ve tefekkür ediyoruz.Her şeyde tevhide açılan pencereler, deliller, işaretler ve birlik mühürleri… Varlıklarda Cenab-ı Hakkı ispat eden tecellilerin, isimlerin, ilimlerin, harika vaziyetleri, cilveleri, vazifeleri… her biri aklı ikna edip kalbe dökülen hakikat katreleri.Daha sonra huşu ile kılınan vakit namazları,tekbir, tesbih, tahmid, tehlil ve dualar…
Hışımla ve öfkeyle gelen hortum sükûneti bozdu! Piknik yapan insanlarda ne varsa yeden alıp havaya savuruyordu… Bizleri de ihmal etmeyipgönülledi. Ancak yerdeki Ayetü’l- Kübra kitabı kanatlarını kıpırdatan kelebek gibi olduğu yerde duruyordu. Oysa daha ağır ve büyük eşya ve malzemeler göğe savrulmuştu.
     Yörük çadırında ziyaret ettiğimiz Hüseyin Atalay, misafirperver Anadolu insanı. Şairin: “Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum /Bu dağların eskiden aşinasıdır soyum.” Dediği gibi Akdağ yayla kültürünü anlattı, uzun uzun. Yaylanın bereketi, hayvan üretme geleneği, Vahşi hayat maceraları, geçmişten gelen yılkı atları ve yaşama şartları, geçmişte Yörük köylerin yaylada yurt tutmaları, tarihi ve kültürel gelenek bilgileri verdi, hatıralar anlattı,ikramlar yaptı.  
İkindi sonrası gölgeler alabildiğine uzamıştı. Günün yüzü solmuş, ihtiyarlamıştı. Haşmetli dağların zirvesinden aşan güneş, batı ufkuna kızıllıklarla sarkmıştı. Gölün üzerine ayna misal yansıyan bulutlar ve güneşin altın sarısı ışıkları, raks ederek kayboldu. Akşamın serin, ıssız asude anı,siyah tül gibi her tarafı kaplıyordu. Veda zamanıydı. Hayal ötesi güzelliklerle ruhumuzu büyüleyen günün sonunda, tarifi imkânsız hoşbir rüya bitmişti.
Not: Okuyucularımızın Kurban Bayramı’nı tebrik eder, hayırlara vesile olmasını temenni ederim.
 
 
 
 
 
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum