Reklam
Muzaffer KARAHİSAR

Muzaffer KARAHİSAR


AFYONKARAHİSAR'LI ŞÜKRÜ ÇELİKALAY HOCA

07 Ocak 2021 - 09:40

İstiklal Savaşı’nın sarıklı mücahitlerinden I. Dönem Afyon Milletvekili
İsmail Şükrü Çelikalay Hoca
(D. 1876, Afyon - Ö. 25 Aralık 1950, Afyon)

            Afyonkarahisar’ın ünlü müderrislerinden İzzet Efendi’nin oğlu İsmail Şükrü, medrese eğitimi tamamlamış, 18 dalda müderrislik icazeti almış bir eğitimci, yazar, din âlimidir. 1909’dan itibaren Afyon Öğretmen Okulunda öğretmenlik, müdürlük hizmetlerini deruhte etmiştir. 1915’de Darülhilafe Medresesinde öğretmen olmuştur. 
          Şükrü Çelikalay Hoca, 1919’da Yunan kuvvetlerinin İzmir’i işgal etmesi üzerine Milli Mücadeleye katılmış, camilerde vaazlarıyla halkı, işgal güçlerine karşı seferberliğe teşvik etmiştir. Ankara’da cesareti, kahramanlığı, ilmi ve hitabeti ile dikkatleri üzerine çekmiş, ilk meclisin açılışında bulunmuş ve Mustafa Kemal’le görüşmeler yapmıştır.
      1949 Senesinde 73 Yaşında Şükrü Çelikalay, eşinin rahatsızlığı vesilesiyle İstanbul’a gittiği zaman Sebilürreşad Mecmuası’na uğrar, eski dostu Eşref Edib’i ziyaret eder. Milis Kuvvetleri Alay Komutanı olduğu döneme ait bir resmini verir ve hatıralarını anlatır.(1) O görüşmeden bir sene sonra vefat etmiştir…
            İsmail Şükrü Çelikalay anlatıyor:                        
  “23 Nisanda toplandık, dualar, senalarla Meclisi açtık. Fakat Ankaralılar bize kongreci diyor, tamamıyla ısınmıyorlardı. Mustafa Kemal yanıma geldi:

  • Haydi, Hocam dedi. Afyonda yaptığın gibi burada da halkı irşat et. Maksadımız memleketi, dini ve şeriatı kurtarmak olduğunu onlara anlat. Davamızın samimi ve kutsal olduğuna inansınlar, itimat etsinler.”
Bunun üzerine Şükrü Çelikalay, bazı duyumlarını, menfi propagandalar nedeniyle endişeleri dile getirir: “Bizi düşman göstermişler. Din müesseselerini yıkacağımızı, mekteplerden din derslerini kaldıracağımızı, ulamanın sarıklarını başlarına dolayacağımızı söylemişler!”
    Mustafa Kemal:
  • “Ne münasebet Hocam!.. Biz buraya Memleket ve Dinin müdafaası için geldik.    
  • Öğledir, Paşam, ama halkı inandırmak lazım.
  •  Bunu sizden rica ediyorum. Ev ev, dükkân dükkân, cami cami dolaşarak halka bunu anlatmaya himmet ediniz.”
 Şükrü Çelikalay, Ankara’da önce Zincirli Camii, sonra Hacı Bayram’da halkı toplayıp derin ilmi ve keskin hitabetiyle düşmanın işgal ettiği yerlerde yaptığı mezalimi anlatarak el birliği ile mukaddes davanın müdafaasını yapmanın faziletini anlatmıştır. Birkaç gün sonra Mustafa Kemal’e gelişmeleri sevinçle anlatmış.
  • “Paşam müsterih olabilirsiniz, Ankara halkı bizimle beraberdir.”
Şükrü Çelikalay, Erkânı Harbiye Reisi Fevzi Paşa ile görüşür. Tehlikenin ciddiyeti ve yapılması gerekenler istişare edilir. Şükrü Çelikalay, “Evet tehlikelidir, ama son nefesimize kadar savaşmayı dinimiz bize emreder.” Fevzi Paşa: Ankara’da ordunun hazırlık yapıp toparlanması için düşmanın beş ay Ankara’ya gelmeden muhafaza edilmesi gerektiğini söyler.
 Şükrü Çalikalay, cesaret ve heyecanla Fevzi Paşaya hitaben:
  • “Paşam bana kırk atla kırk silah verilirse ben Ankara’dan kırk günülü mücahit alır, bir çete teşkil ederim. Yollardan köylerden toplayacağım silah ve mücahitlerle beş ay değil, dokuz ay düşmana nefes aldırmam, oyalarım.”
     Şükrü Çelikalay, Hacı Bayram Camiinde Cuma namazı sonrası kürsüye çıkar. Kapıları kapattırır ve cemaate hitap eder. Memleket ve dinimizi müdafaa için 7 den 70 bütün Müslümanların cihatla mükellef olduğunu anlatır, söyler, coşturur. Memleketin vahim vaziyetine kendisiyle birlikte cemaatte ağlar. Cübbesini çıkarınca askeri elbise ve sarıkla kürsüde ayağa kalkar. Benimle Allah için cepheye gidecekler silahını alıp gelmesini söyler.
   Kısa zamanda 700 Silah, 600 Mücahit,120 Atla Afyon’ hareket etmiş. Daha sonra katılanlarla emrinde 1000 kişilik mücahitle düşman kuvvetlerine karşı amansız mücadele etmiştir. “Uşak cephesinde, Çerkez Ethem’le irtibat kurup birlikte savunmuşlar. Çerkez Ethem, geri çekilince saldıran iki alay kadar düşman takviye kuvvetini beklemediği pusuya düşürerek mağlup ettim. Ordu beni tebrik etti. Alay’ımın ismine “Çelik alay” namı verildi. Ben de soyadımı sonradan Çelik alay olarak aldım. Ordumuza beş ay yerine, dokuz ay Dumlupınar’da oyaladım. İstanbul’dan gizlice İnebolu’ya dağlar gibi silah ve mühimmat yetişmesiyle ordumuz düşmanı tepelemeye kudret kazanmış oldu.”  
  “ İşte bu noktadan Müdafaai Milliyece uhdeme yeşil kırmızı İstiklal Madalyası verildi. Benden başka daha pek çok hocaların İstiklal Harbinde mühim tesirleri vardır…”
              Şükrü Çelikalay Hoca, I. Dönemde Afyon’dan milletvekili olarak Mecliste büyük bir rekorun sahibi olarak, birinci meclisin üç yıl dört aylık döneminde tam yüz üç soru önergesi verdi. Çok güçlü bir hatip, gerçek bir âlim olan Şükrü Hoca, inandığı prensiplere hayatı boyunca bağlı kaldı. Çeşitli komisyonlarda aktif görev aldı.         
                                   Hilafetin kaldırılmasına karşı çıktı ve ikinci Meclise giremedi
     1923 yılında Hilafetin kaldırılmasına karşı çıktı. Yapılan hazırlıklar üzerine bu husustaki önergenin görüşülmesinden sekiz gün önce Hilafet-i İslâmiye ve Büyük Millet Meclisi adıyla bir beyanname yayınladı. Bu beyanname, Mecliste büyük tartışmalara neden oldu. Bir gurup milletvekili, Şükrü Hoca aleyhinde “Hâkimiyet-i Milliye ve Hilâfet-i İslâmiyye” Adıyla cevabi bir beyanname yayımladılar…

           İkinci Meclise giremeyen Şükrü Çelikalay Hoca, Milli Mücadelenin sarıklı mücahidi, vatan savunmasının unutulmaz, cesur kahramanı olarak yakın tarihin sayfalarında yerini aldı. Afyon’a dönerek vaizlik hizmetine devam etti. Çeşitli cemiyetlerde görev aldı. Büyük Doğu Dergisinde inandıklarını yazmaktan söylemekten, çekinmedi. 25 Aralık 1950’de Hac dönüşü Afyon’da vefat etmiştir. Şimdi Afyonkarahisar’da Şükrü Çelikalay’ın adı okullarda, caddelerde ve kahramanlıkla dolu hatıraları gönüllerde yerini almıştır.
Allah rahmet eylesin...
 
Dipnot:
1- SEBİLÜRREŞAD, C: 2, Mayıs 1949, No: 46, s. 333. 
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Mehmed Akıncı
    1 hafta önce
    Allah gani gani rahmet eylesin İstiklal Harbi'nin isimsiz kahramanlarından Şükrü Çelikalay hocamıza... Muzaffer Karahisar bey o talihsiz zamanların hikayesini biz de sözlü olarak Malatya toprağından dinledik... Keşke bölge bölge o günlerin kaydını düşebilsek, filmini çekebilsek, şiirlerini yazabilsek... Büyük Doğu'nun evlatları bugünlerde mahzunluklarını üzerlerinden atarken istikbalde belki o günlerin destanları, ihanetleri, sahteleri ve kahramanları tek tek bütün zülbümüzün kalplerinde yer eder... Ahbes-i Lain'e lanet olsun... Dua ve selam ile..