Eskiler "Yol açıksa, yola çık demişler. Hasretle yıllarca beklediğimiz "Rahman'ın misafiri" olabilme, Peygamber Efendimizi ziyaret edebilme yolu açıldı elhamdülillah. Yola çıkmak için gün sayıyoruz. Rabbimizin emri emrini yerine getirmek, Peygamber Efendimizin yolundan gitmek için tabir caizse şafak sayıyoruz.
“… Yoluna gücü yetenlerin o evi(Kâbe’yi) hac etmesi, Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır…” (Âl-i İmran,97) Kesin bir ifade. Farz olması bu yüzden. “İnsanlara hac ibadetini duyur; gerek yaya olarak gerekse yorgun argın develer üzerinde uzak yollardan gelerek sana ulaşsınlar.” (Hac, 27) Yol uzak olsa da deve ile veya yaya olarak Peygamber Efendimize ulaşılmasını istiyor Rabbimiz.
Allah’ın farz kıldığı bir ibadeti yapmak için gidilecek yol Peygamber Efendimizin yoludur. Eskiden Hac yolculuğuna çıkmak oldukça zordu. Bunun için “Hac meşakkattir.” demişler. Herkesin bu zorluğa katlanması kolay değildi. Yolun uzak olması, yaya olarak veya binitle yorgun, argın. “Aşığa Bağdat uzak değildir.” demişler. İnsanın gönlünde Allah aşkı varsa yolun zorluğu düşünülmez.
Günümüzde aylar süren zorlu yolculuklar yok. Uçakla birkaç saatte varmak mümkün kutsal topraklara. Ulaşım kolay, konaklama gayet iyi. Eskiyle kıyaslanmayacak kadar güzel şartlar içerisinde bir yolculuğa çıkacağız inşallah. “Kabul edilmiş bir haccın karşılığı cennettir.” (Buhârî, Umre 1) demiş Peygamber Efendimiz(s.a.v.). Hac ve Umrenin değerini, önemini ifade eden başka ayet ve hadisler de var. Müslüman olmanın, insanın kendisini Müslüman kılmasının gereğidir hac ve umre ibadeti.
Peki hac ve umre ibadetleri bizleri nasıl bir yolculuğa çıkarıyor? Yolda neleri bulmayı, neleri görmeyi ümit ediyoruz?
Günde beş vakit kıldığımız namazlarda yöneldiğimiz Kâbe karşımızda olacak. “Allah, saygın ev Kâbe’yi…insanların (din ve dünyaları) için ayakta kalma(canlanma) sebebi kıldı…” (Maide, 97) Dünyanın neresinde olursa olsun bütün Müslümanların yöneldiği, Rabbimizin işaret ettiği Kâbe ile aramızdaki mesafeler kalkacak. “Evim” diyerek şereflendirdiği, namaz için önlememizi istediği Kâbe’yi tavaf edeceğiz inşallah.
Dünyadaki bütün sıfatlardan arınıp ihrama (yani kefene) bürünüp kalbimizi ona yakınlaştırarak, yani bu evi solumuza alarak saat yönünün tersine adeta zamanı başa döndürmek, insanın yaratılışına dönmek, atamız Hz. Adem’den (a.s.) Hz. Muhammed’e (a.s.) kadar bütün peygamberleri düşünmek.
Tavafın her şavtında nefsin bir mertebesini geçmek için dönmek. Tek olan Allah’ın varlığında kendi benliğimizi yok etmek için dönmek, sonunda Allah’a takva azığı ile aklaşmak, aslına dönmek.
İbrahim makamından bir yer edinmek. Rabbine teslim olarak, çok sevdiklerini (Hz. Hacer annemizi ve ana kucağındaki İsmail’i (a.s.) Allah istediği için, Allah’a güvenerek ve dayanarak bırakıp giden İbrahim Peygamberin yaptığı bu evin yanında bir yer edinmek.
Yani bu tarihî ve mahşerî tabloda Müslüman olarak yerini almak.
Say yaparken Hacer annemizin su bulmak için Safa ve Merve tepeleri arasındaki telaşını yaşamak. Rabbimizin özel ikramı Zemzem denilen kutlu suyu içerken içimizdeki kirleri yıkamak, günahlardan arınmak, tazelenmek, canlanmak; kendine gelmek, kendini bulmak.
Arafat’ta dünyanın dört bir tarafından gelen, milliyetleri, ırkları, renkleri, dilleri farklı fakat amaçları bir olan insanlarla mahşerin provasını yapmak üzere buluşmak.
Ölmeden evvel ölme sırrına ererek mahkeme-i Kübra kurulmadan önce nefsimizin şeytanla işbirliği yaparak bize işlettiği bütün günahlarımızdan kurtulmak için Allah'tan(c.c) af dilemek. O'nun mağfiret deryasında bir damla bile olmayan nefsimizi yıkayıp arındırmak. Annemizden doğduğumuz gibi tertemiz olmak. Sadece kendimiz için değil bizim hayatımıza dokunan herkes için af dilemek.
Arafat'ta ve Müzdelife'de vakfeye durup bütün Müslümanlarla birlikte şeytana ve onun yandaşlarına rağmen İslami duruşumuzu ve imanımızı haykırmak.
Tam bir teslimiyetle en çok sevdiğini Allah'a kurban etmek üzere yola çıkan Hz. İbrahim'i yolundan döndürmeye çalışan, "Allah sana neyi emrettiyse yap baba, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın." diyen Hz. İsmail'e görünüp teslimiyetini engellemek isteyen şeytanı onlar gibi taşlayarak Allah'a yaklaşmak. O'nun razı olduğu kullarından olabilmek. Cennetinde cemaliyle müşerref olabilmek.
Medine'ye gidip Allah'ın resulünü tıpkı sağlığındaki gibi selam verip ziyaret etmek, selam gönderenlerin selamını iletmek. İslam'ın yayıldığı bu kutsal topraklarda Peygamber Efendimizin ve O'nun sahabelerinin izini bulmak ve O kutlu nebinin yolundan gitmek.
Arzuladığımız çok şey var daha dostlar. Öncelikle sizlerin dualarınızı götürmek için dualarınıza muhtacız. Yol açık efendim, yola çıkmak ister bu gönül, bir de sizden helallik diler. Benim bir hakkım yok, varsa helal olsun bizden yana. Yalnız değil bu fakir. Hayatımıza bir şekilde dokunan herkesle beraber gidiyorum inşallah. Allah'a emanet olun.
YOL AÇIKSA YOLA ÇIKMAK GEREK
Yayınlanma :
07.05.2026 01:20
Güncelleme
: 07.05.2026 01:20
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: