Asrın felaketinin üzerinden üç yıl geçti. Geçen yıllar gidenleri geri getirmedi ama kalanların hayatlarını idame ettirebilmeleri adına devletimizin ve milletimizin iş birliği ile yep yeni şehirler kuruldu. Yaralar sarılmaya çalışıldı. Buna rağmen gönül sızıları hala dinmiş değil. Çünkü acı büyük, tarifsiz. Zaman her şeyin ilacıdır ama çekilen acılar unutulmamalı, Felaket her yönüyle değerlendirilmeli ve gereken dersler çıkarılmalı. Bir deprem ülkesi oluşumuz hep hatırlanmalı; istenmez ama yenilerine de hazırlıklı olmalıyız.
Depremin ardından yazdığımız şu satırları depremin yıl dönümünde yeniden hatırlamak istiyorum. Yenilerini yaşamamak dileğiyle…
“6 Şubat’ta meydana gelen deprem hepimizi derinden yaraladı. Binlerce insanımızı kaybettik; binlercesi yaralı, evsiz barksız; aileler yarım yamalak. Kimi kurtarılmış enkazdan kimileri de can vermiş. En çok yürek burkan da anasız, babasız çocuklar. Devletimiz ve milletimiz tek yürek olmuş yaraları sarmaya çalışıyor. İlk etapta binlerce insanımız bölgeden uzaklaştı ama önemli bir kısmı da geri dönüyor.
Deprem arkasında hazin hikayeler bıraktı. Bütün Türkiye televizyonlara kilitlendi, deprem adeta naklen izlendi. Bölgeden gelen kurtarılma görüntüleri göz yaşlarıyla sevinçle izlendi. Hepsi ibretlik görüntülerdi. Yaşlısından çocuğuna kadar birçok insan kurtarıldı. Kimi gülerek, kimi endişeli, kimi yakınlarını sorarak çıktı enkazdan. Hayatlarını hiçe sayarak enkazın içine dalan kahramanlarına sarıldılar çoğu. Kimi yaralı, kimi vaziyetin şokuyla hayata yeniden “merhaba” dediler.
Kur’an okuyarak enkazdan çıkan kişi Çanakkale şehitlerini hatırlattı bana. Bakara suresinin son iki ayetini okuyordu. “…Rabbimiz unutur veya yanılırsak bizi cezalandırma! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme! Üstesinden gelemeyeceğimiz şeyleri boynumuza borç kılma! Bizi bağışla, ayıplarımızı ört ve bize rahmetinle muamele buyur! Sen bizim sahibimiz ve yardımcımızsın; artık inkârcı topluluğa karşı bize yardım et!” Zor zamanda Rabbimizden başka sığınılacak bir kapı var mı?
Kur’an- Kerim’in son kısmındaki kısa surelerde Rabbimiz bizi ne kadar çok uyarmış. Nebe suresi, Abese suresi, İnfitar suresi, İnşikak suresi, Fecr Suresi gibi birçok surelerde insanoğlunun dünya ve ahiret yolculuğu içerisinde karşılaşacağı tehlikelere işaret edilmiş, yanlışlara düşmeleri sebebiyle geçmiş kavimlerin başına gelen felaketlerden ve kıyamet sahnelerinden bahsedilmiştir. Yüce kitabımız anlamak ve anlaşılmak için indirilmiştir. Mealiyle okuduğumuzda başımıza gelen ve gelecek felaketlerin önceden haber verildiğini, bu sebeple inananların doğru yoldan sapmamaları gerektiği yönünde birçok uyarılar yapıldığını göreceğiz. Kısacası emrolunduğumuz gibi dosdoğru yaşamayı öğütlemiş bize yüce kitabımız...
Bir depremzedenin söylediği şu söz oldukça düşündürdü beni. “Depremde hepimiz öldük, bazılarımız defnedildi.” Ne kadar ürpertici bir tespit. Ölmeden evvel ölmek sırrına ermek böyle bir şey olmalı. Ölümü yaşarken hissedebilmek veya ölenlerle birlikte öldüğünü farz ederek yaşamak. Böyle bir düşünce dünyaya bakış açımızı yeniden değerlendirmemizi sağlar. Yaşayış biçimimizdeki yanlışları düzeltmemize fırsat verir.
Doğduk, öleceğiz tabi. Ne zaman? Belli değil. Ne sağlıklı oluşumuza, gençliğimize ne de zenginliğimize güvenebiliriz. Ansızın gelebilir. Hastalığınız ağır da olsa hemen gelmeyebilir. Vaktini Allah bilir. Bize düşen her an ölebilecekmişiz gibi hayatı düzgün yaşamak. Tasavvufta ölmeden önce ölmek felsefesi vardır. Bedeni değil nefsi öldürmek. Nefsi Hakk’a hizmet eder hale getirmek. Dünyaya çok bağlanmamak. Allah’tan başka kapı aramamak. Allah’a teslim olmak. Başına ne gelirse O’ndan bilmek ve rıza göstermek. İşin özü budur.
Depremden bugüne kadar depremzedelere yardım için milletimiz seferber oldu. İşini gücünü, ailesini bırakıp günlerdir canla başla çalışan kardeşlerimiz var. Bilal kardeşim, Abdullah kardeşim, Fatih kardeşim, Süleyman kardeşim ve daha niceleri. Ölmeden evvel ölenlerin sırrını keşfedebilmek için onlarla hemhal oluyorlar. Allah onlardan razı olsun. Önden gittiler, öndedirler elbet. Rabbim işlerini kolay eylesin, devletimize ve milletimize zeval vermesin. Bugünler de geçecek. Sabırlarımızın en güzeli milletimizin olsun.
Unutmayalım, unutturmayalım. Her an hazır ve hazırlıklı olalım. Kapı ne zaman çalınır bilinmez. Kapısına ses verilenlere açalım gönüllerimizi. Haydi ölmeden evvel ölme sırrına erelim. Selametle kalın efendim…”
Hepimiz Öldük Bazılarımız Defnedildi
Yayınlanma :
09.02.2026 01:30
Güncelleme
: 10.02.2026 10:30
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: