“Siyasetin bürokrasi üzerindeki etkisi yoktur.” Bu cümleyi okurken siz bile inanmadınız muhtemelen. Ben de zaten gülümseyerek yazdım. İçimden öyle olmasını istercesine...
2000 ile 2012 yılları arasında kamuda görev yaptığım dönemde bunu görmeye alışmış biriydim. O yıllarda protokol listesini güncellemek rutin işlerimizden biriydi. Çünkü bir sabah bakıyordunuz, bir müdür gitmiş, yerine bir başkası gelmiş.
Hatta öyle dönemler yaşadık ki, bir kültür müdürü sabah görevine geldiğinde yerinde başka birinin oturduğunu görmüş ve kendisine şaka yapılıyor sanmıştı.
Bu memlekette yazı tura ile müdür olanları da gördük.
Aradan yıllar geçti ama “o günler geride kaldı” diyemedik.
Gelen, gideni arattı. Gidenler ise çoğu zaman siyasi baskılardan söz etti. Biz de bunları haberleştirdik.
Olmaması gereken işlerdi ama oldu.
Bürokrasiyi dizayn etmeye çalışan siyasetin, kamuya her daim büyük zarar verdiğini gördük
Siyasetin desteğiyle gelen bürokratların bazılarının “astığı astık, kestiği kestik” tavırlarına da gördük, kraldan çok kralcı olanları da...
Bu şehirde eğitim seviyesini 10 yıl 9 ay boyunca geriye götüren ama siyasi desteği arkasına aldığı için koltuğunu koruyan müdürler gördük.
22 yıl aynı kurumda müdürlük yapıp geriye elle tutulur tek bir icraat bırakmayanları gördük.
Yaptığı çalışmalarını gidip siyasi parti binalarında anlatanları...
Devlet lojmanlarında yıllarca bedelsiz kalanları...
Küçücük şehirde evinden makam aracıyla alınmayı alışkanlık haline getirenleri...
Devletin makam aracını çocuklarının servis aracı gibi kullananları...
Kapısının önünde dakikalarca klima çalıştırılan makam araçlarını...
Resmi araçlarla tatile çıkanları...
Ya vatandaşa hizmet, ya proje….. o da ne ki bu kişiler için….
Sadakatin liyakatin önüne geçtiği bir bürokratik düzende, siyasetçiye ne kadar yakınsanız o kadar başarılı sayılıyorsunuz.
Kul hakkı yedikleri için bir nebze huzuru olmayanlara, iki yakası bir araya gelmeyenlere vatandaş hakkını helal mi etti sanıyorsunuz!
Bizde dilsiz şeytan olmamak adına bu tür olumsuzlukları, tehditlere karşı haberleştirdik.
Eskiden Valilikten medya kuruluşlarına mektuplar gelirdi. Yaptığımız haberlerin ardından, “Haberiniz üzerine gerekli inceleme ve soruşturma başlatılmıştır” denirdi. Sonuçları da paylaşılırdı.
Bugün ise soruların cevabı çoğu zaman havada kalıyor.
Daha dün, yaklaşık 22 ay boyunca devlet misafirhanesinde kaldığı ve yaklaşık 350 bin liralık ödeme yapması gerektiği iddia edilen bir müdür, tası tarağı toplayıp memleketten ayrıldığını haberleştirdik.
Peki geriye kalan soru ne?
Bu misafirhane parası ödendi mi?
********************
Sık sık ziyaret ettiğim kamu kurumlarında ciddi bir personel fazlalığı görüyorum. İki kişinin rahatlıkla yapabileceği işleri sekiz kişinin yaptığı kurumlar var.
“Hangi kurum?” diye sormayın.
Neredeyse hepsi...
Liyakatsizlik ve kayırmacılık devam ettiği sürece bu tabloyu daha çok konuşacağız gibi görünüyor.
Elbette işini hakkıyla yapanlar da var.
Adaletli, bilgili, tecrübeli ve liyakat sahibi insanlar...
Ne yazık ki onlar çoğu zaman ödüllendirilmiyor, sürgün edilir gibi bir yerden başka bir yere gönderiliyor.
Çünkü onların en büyük hatası; siyasete değil, bilgiye, tecrübeye, diplomaya ve liyakate güvenmeleri.
Şimdi gelin yeni bir araştırmanın kapısını aralayalım.
Kim kimin yakını?
Hangi kurumda kimler görev yapıyor?
Özellikle de mahalle muhtarlarının yakınları hangi kurumlarda işe alındı?
Afyonkarahisar’da bazı muhtar yakınlarının resmi kurumlarda işe alınması artık kulislerde konuşulan bir söylenti olmaktan çıktı. İddialara göre süreç, “biat et ya da bedelini öde” anlayışıyla yürütülüyor.
Muhtarlık makamı, hizmet üretme makamı olmaktan çıkıp bazı çevreler için adeta aileye kadro dağıtma mekanizmasına dönüşmüş durumda.
Kim ne zaman işe alınmış?
Hangi şartlarda göreve başlamış?
Kimlerin referansıyla kadroya girmiş?
Çok yakında bunların tamamını tek tek ortaya koyacağız.
Yorumlar
Kalan Karakter: