Türkiye’de aile yapısına ilişkin veriler, demografik açıdan kritik bir eşiğe işaret ediyor. 2025 yılı itibarıyla hane başına ortalama çocuk sayısının 1’e düştüğü belirlendi. Bu gelişme, nüfusun kendini yenileme sınırı olarak kabul edilen 2,1 doğurganlık oranının uzun süredir altında seyredildiğini bir kez daha ortaya koydu.
Son veriler, çocuklu hanelerin oranında belirgin bir azalma yaşandığını, tek çocuklu ve çocuksuz hanelerin ise hızla arttığını gösteriyor. Uzmanlar, bu tablonun Türkiye’nin genç nüfus avantajını kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğuna dikkat çekiyor.
EKONOMİK KOŞULLAR BELİRLEYİCİ OLUYOR
Artan hayat pahalılığı, yüksek kira ve konut maliyetleri, güvencesiz çalışma koşulları ve çocuk bakım giderleri, ailelerin çocuk sahibi olma kararlarını doğrudan etkiliyor. Özellikle büyük şehirlerde çocuk sahibi olmanın ekonomik açıdan zorlaştığı, bu durumun doğurganlık oranlarına yansıdığı belirtiliyor.
AİLE KURMA VE ÇOCUK SAHİBİ OLMA YAŞI YÜKSELİYOR
Evlilik yaşının yükselmesiyle birlikte çocuk sahibi olma kararının ertelendiği ya da tamamen vazgeçildiği gözlemleniyor. Sosyologlar, bu eğilimin devam etmesi halinde önümüzdeki yıllarda yaşlanan nüfus, daralan iş gücü ve sosyal güvenlik sistemleri üzerinde artan bir baskı oluşabileceğini ifade ediyor.
UZMANLARDAN YAPISAL ÇÖZÜM VURGUSU
Demografi uzmanları, kısa vadeli teşviklerin sorunun çözümü için yeterli olmayacağı görüşünde. Kalıcı ve sürdürülebilir bir nüfus politikası için barınma olanaklarının iyileştirilmesi, gelir dağılımında adalet, kadın istihdamının desteklenmesi ve çocuk bakım hizmetlerinin güçlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Türkiye’de hane başına ortalama çocuk sayısının 1’e düşmesi, ailelerin geleceğe yönelik kaygıları doğrultusunda şekillenen önemli bir demografik gösterge olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, bu gelişmenin yalnızca bugünü değil, Türkiye’nin uzun vadeli nüfus yapısını ve ekonomik dengesini de yakından ilgilendirdiğine dikkat çekiyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: