Bilim dünyasının saygın yayın organlarından Nature Portfolio’da yayımlanan yeni bir araştırma, Marmara Denizi altındaki fay sistemine dair uzun süredir tartışılan “tek seferde büyük kırılma” senaryosunu sorguluyor. Çalışma, Marmara Fayı’nın bütün halinde kırılarak 7,6 ve üzeri büyüklükte bir deprem üretme olasılığının sanılandan düşük olduğunu ortaya koyuyor.
Araştırmaya göre fay hattı, jeolojik ve fiziksel özellikler nedeniyle tek bir blok gibi davranmıyor; aksine farklı segmentlerde, parçalı ve sınırlı kırılmalarla enerji boşaltıyor.
Isı ve tortu, fayın davranışını değiştiriyor
Araştırma, University of Southern California (USC) Yer Bilimleri Bölümü’nden Sezim E. Güverçin ve Sylvain Barbot tarafından yürütüldü. Bilim insanları, Marmara Denizi’nin altındaki fay yapısını ileri düzey sismik döngü simülasyonlarıyla üç boyutlu olarak modelledi.
Modellemelerde öne çıkan iki temel unsur dikkat çekiyor:
- Yüksek ısı akışı
- Kalın tortul tabakalar
Özellikle Tekirdağ ve Orta Havza bölgelerinde yer kabuğunun incelmesi, yer altı sıcaklığını artırıyor. Buna ek olarak, 7 kilometreyi bulan kalın tortul birikimler, fayın kilitlenmesini zorlaştırıyor. Bu koşullar, gerilimin bir bölümünün deprem üretmeden, “sürünme” (creep) yoluyla yavaşça boşalmasına imkân tanıyor.
Araştırmacılar, bu bölgelerde 5 kilometre derinliğe kadar uzanan aseismik (depremsiz) kayma hareketleri tespit etti.
“Süper deprem” yerine parçalı kırılmalar
Çalışmada yapılan 10 bin yıllık sismik döngü simülasyonları, Marmara Fayı boyunca meydana gelen depremlerin büyüklüğünün 7,3’ün üzerine çıkmadığını gösterdi. Bu bulgu, yıllardır dile getirilen “Marmara Fayı tek seferde kırılırsa 7,6–7,7 büyüklüğünde deprem olur” iddiasına güçlü bir karşı argüman sunuyor.
Araştırmaya göre fay hattı batıdan doğuya tek bir çizgi gibi çalışmıyor. Aksine, aralarında doğal engeller bulunan segmentler halinde hareket ediyor:
- Batı Marmara: Daha düzenli kırılmalarla, yaklaşık 150 yılda bir tekrarlayan ve 7,2–7,3 büyüklüğünü aşmayan depremler üretiyor.
- Orta ve Doğu Marmara (Kumburgaz–Adalar hattı): Daha karmaşık bir yapı sergiliyor. Bu bölgede 6,5–7,1 aralığında, daha sık ama kısmi kırılmalar öne çıkıyor.
Orta Havza ve Çınarcık doğal bariyer gibi
Araştırma, Marmara Denizi’ndeki Tekirdağ, Orta Havza ve Çınarcık havzalarının yalnızca çöküntü alanları olmadığını da ortaya koyuyor. Bu havzalar, deprem kırılmasının yayılmasını yavaşlatan ya da durduran “reolojik bariyerler” gibi davranıyor.
Özellikle Orta Havza’daki yüksek ısı anomalisi ve kalın tortu yapısı, bir deprem sırasında fay boyunca ilerleyen kırılmanın tek parça halinde devam etmesini zorlaştırıyor. Bu nedenle tarihsel kayıtlardaki 1766 ve 1912 depremlerinin de parçalı kırılmalar şeklinde gerçekleştiği belirtiliyor.
İstanbul için risk bitmedi, şekil değiştirdi
Araştırmacılar, bu bulguların “deprem tehlikesi yok” anlamına gelmediğinin altını çiziyor. Aksine, riskin biçim değiştirdiği vurgulanıyor. Çalışmaya göre İstanbul ve çevresi için en olası senaryo; tek ve çok büyük bir deprem yerine, 6,5–7,0 büyüklüğünde, farklı zamanlarda meydana gelebilecek orta-büyük ölçekli depremler.
Özellikle Kumburgaz ve Adalar segmentlerinde, birbirini izleyen ikili depremler (doublet) ya da 7,0’a yaklaşan tekil kırılmaların mümkün olduğu belirtiliyor.
Araştırma, deprem tehlike modellerinin yalnızca fayın geometrisine değil; ısı akışı, tortul yapı ve kayaç özellikleri gibi temel fiziksel faktörlere de dayanması gerektiğini vurgulayarak sona eriyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: