Osmanlı’yı konuşurken çoğu zaman ya aşırı bir övgüye sığınıyor ya da onu bugüne hiçbir şey söylemeyen bir geçmiş olarak görüyoruz. Oysa bazı mekânlar vardır ki, tartışmayı sloganlardan kurtarır. Eyüp Sultan Türbesi de bunlardan biridir. Çünkü bu türbe, Osmanlı’nın neye sahip olduğunu ve bizim bugün neyi kaybettiğimizi sessizce hatırlatır.
Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u fethettikten sonra Eyüp Sultan Türbesi’ni inşa ettirdiğinde sadece bir sahabenin kabrini ihya etmedi. Aynı zamanda kutsala nasıl yaklaşılması gerektiğini de gösterdi. Türbe için kurulan vakıf, duygusal bir sahiplenmenin değil; planlı, kayıtlı ve denetimli bir anlayışın ürünüdür. Kim çalışacak, ne kadar maaş alacak, hangi gelir nerede harcanacak… Hiçbiri belirsiz bırakılmamıştır.
Bugün kaybettiğimiz şey tam da budur: kutsalı ciddiye alma disiplini.
Osmanlı’da vakıf sistemi “iyi niyet” üzerine değil, hesap verme sorumluluğu üzerine kuruluydu. Eyüp Sultan Türbesi’ndeki sadaka sandığının bile gelişigüzel kullanılmasına izin verilmemiştir. Gelirin nereye harcanacağı vakfiyede yazılıdır. Temizlik görevlisinin ücreti de, türbedarın sorumluluğu da bellidir. Günümüzde ise birçok iş, “emanet” denilerek kuralsızlığa terk edilmektedir.
Bir diğer kayıp, uzun vadeli düşünme alışkanlığıdır. 1825’te Eyüp Sultan Türbesi için yeni vakıf gelirleri oluşturulması, artan ziyaretçi sayısının önceden fark edilmesiyle ilgilidir. Yani Osmanlı, sorun ortaya çıktıktan sonra değil, ortaya çıkmadan önce çözüm üretmiştir. Bugün ise tarihi ve kutsal mekânlar çoğu zaman ancak kriz anlarında gündeme gelir.
Osmanlı’nın farkı, kutsalı romantize etmemesidir. Kutsal olanı sevmiş ama onu kurumsallaştırmıştır. Türbedarlık gibi görevler liyakat ve kıdem esasına bağlanmış, açık bir hiyerarşi kurulmuştur.
Eyüp Sultan Türbesi, yüzyıllar boyunca depremler, yangınlar ve siyasi çalkantılar yaşamıştır. Buna rağmen ayakta kalabilmesinin sebebi sadece ona duyulan sevgi değildir. Asıl sebep, bu sevginin düzen, kayıt ve sorumlulukla desteklenmiş olmasıdır. Osmanlı, kutsalı başıboş bırakmamış; ona sahip çıkmayı bir devlet meselesi olarak görmüştür.
Belki de bugün sormamız gereken asıl soru şudur:
Biz kutsalı gerçekten koruyor muyuz, yoksa sadece romantize mi ediyoruz?
Dr. Necla KIZILDAĞ PALTA
Yorumlar
Kalan Karakter: