Her gün daha çok çalışmak değil; her gün daha doğru, daha sakin ve daha bilinçli çalışmaktır.
YKS’ye kalan son 90 gün, çoğu öğrenci için takvimin değil, zihnin hızlandığı dönemdir. Günler kısalmış gibi gelir; bir yanda bitmemiş konular, öte yanda yükselen deneme baskısı vardır. Üstelik sınavın adı büyüktür: TYT, AYT, gerekiyorsa YDT. Sayılar da bu baskıyı büyütür; yüzlerce soru, dakikalarla yarış, sıralama stresi, aile beklentisi, çevrenin bitmeyen karşılaştırmaları… Oysa tam da burada net konuşmak gerekir: Son 90 gün, panikle herkesi kopyalama dönemi değil; kendi sistemini kurma dönemidir.
Sınav kaygısı bu yolculukta düşman gibi görülüyor ama her kaygı zararlı değildir. Az miktarda kaygı insanı ayakta tutar, masaya oturtur, tekrar yaptırır. Sorun, kaygının yöneten değil yönetilen taraf hâline gelmesidir. Eğitimcilerin ve psikologların ortak çizgisi nettir: Kaygıyı yok etmeye çalışmak yerine onu düzenlemek gerekir. Çünkü zihin ‘ya yetişmezse, ya unutursam, ya kötü geçerse’ diye gürültü yaptığında, öğrenci çoğu zaman bilgisi az olduğu için değil, o bilgiyi kullanamaz hâle geldiği için zorlanır.
Bu yüzden ilk yapılması gereken şey, çalışmayı duyguya göre değil plana göre yürütmektir. Bugün moralim yüksekse altı saat, düşükse sıfır saat çalışma modeli sürdürülebilir değil. Son 90 günde asıl güç, istikrardır. Sabah aynı saatte kalkmak, günün ilk ciddi bloğunu hep benzer saatlerde yapmak, telefonu görüş alanından çıkarmak, kısa ama düzenli tekrarlar koymak ve haftayı baştan çerçevelemek öğrenciye zihinsel güven verir. Rutin, sadece zaman kazandırmaz; belirsizliği azaltır. Belirsizlik azaldıkça kaygı da yönetilebilir seviyeye iner.
Odaklanma konusunda da romantik cümlelere değil, işleyen yöntemlere ihtiyaç var. Saatlerce masada oturmak verim göstergesi değildir. Daha etkili olan şey, 40-50 dakikalık yoğun bloklar hâlinde çalışıp aralara kısa molalar yerleştirmektir. Hafızada tutma açısından ise en büyük hata, konuyu tekrar tekrar okumayı öğrenme sanmaktır. Oysa bilgi, en iyi geri çağırıldığında kalıcı olur. Yani kitabı kapatıp ‘Ben bu konudan ne hatırlıyorum?’ diye zorlamak, soru çözmek, mini quiz yapmak, yanlış yapılan sorunun neden yanlış olduğunu yazmak çok daha güçlüdür. Aralıklı tekrar da bu işin omurgasıdır: Bugün öğrenilenin yarın, üç gün sonra, bir hafta sonra yeniden çağrılması unutmayı ciddi biçimde yavaşlatır.
Net artırma meselesinde öğrencilerin önemli bir kısmı yanlış yerde enerji harcıyor. Yeni kaynak yığmak, sosyal medyada başkalarının programını izlemek ya da her denemeden sonra sadece nete bakıp moral bozmak sonuç üretmez. Deneme sınavı, not kâğıdı değil; veri raporudur. Her denemeden sonra üç soru sorulmalı: Hangi ders gerçekten bilgi eksiğinden gitti? Hangi bölümde süre yönetimi çöktü? Hangi yanlış, dikkatsizlikten kaynaklandı? Çünkü bilgi açığı ile tempo problemi aynı şey değildir. Biri konu çalışması ister, diğeri soru seçme disiplini. Dikkat hatası ise çoğu zaman uykusuzluk, acelecilik ya da zihinsel dağınıklık sinyalidir. Öğrenci bu ayrımı yapabildiği anda net artışı tesadüfe bırakmaz, yönetmeye başlar.
Son 90 günün akıllı planı şudur: Zayıf alanları tamamen bırakmadan, getirisi yüksek başlıklara öncelik vermek. Her dersin her konusunu kusursuz bitirme hayali gerçekçi değildir. Ama sık çıkan, temeli taşıyan ve öğrencinin net kazanmaya en yakın olduğu alanlara yüklenmek gerçekçidir. TYT’de hız ve işlem disiplini, AYT’de seçici derinlik belirleyicidir. Bu yüzden program, ‘her şeyden biraz’ değil, ‘öncelik sırası belli’ bir yapı kurmalıdır. Haftalık planın içinde konu tamamlama, soru pratiği, deneme ve deneme analizi ayrı kutular olarak yer almalıdır. Analiz yapılmayan deneme, yarısı boşa gitmiş denemedir.
Gelelim hedef belirlemeye. Burada da gençlerin üzerine fazla sis üfleniyor. Sanki herkes hayatının kalanını 18 yaşında eksiksiz çözmek zorundaymış gibi davranılıyor. Hayır. Hedef belirlemek, kendine ömür boyu zincir vurmak değildir; bugünün verileriyle makul bir yön tayin etmektir. Bunun için üç şeye bakmak gerekir: Ben neye yatkınım, neye gerçekten ilgi duyuyorum ve bu alanın dünyadaki karşılığı ne? Kişisel yetenek ve ilgi, sadece ‘seviyorum’ cümlesiyle ölçülmez; hangi işleri yaparken zamanın aktığını fark etmiyorsun, hangi derslerde düşünme biçimin daha rahat akıyor, hangi problemlerde daha dayanıklısın, bunlara bakılır. Meslekler tarafında ise dünya açık bir mesaj veriyor: Dijital beceriler, analitik düşünme, iletişim, uyum sağlama ve sürekli öğrenme giderek daha değerli hâle geliyor. Yani sadece bölüm adı değil, o bölümün sana hangi beceri setini kazandıracağı önem taşıyor.
Gerçekçi beklenti de bu sürecin omurgasıdır. Gerçekçi olmak, hayal küçültmek değildir; hedef ile mevcut performans arasındaki mesafeyi dürüstçe görmektir. Öğrenci bugün geldiği net seviyesini, önceki denemelerdeki trendini, hangi derslerde ivme yakalayabildiğini ve kalan sürede neyin gerçekten değişebileceğini soğukkanlı biçimde okumalıdır. Ulaşılamayacak kadar uzak bir hedef sürekli suçluluk üretir; fazla düşük hedef ise mücadele gücünü düşürür. Doğru hedef, insanı korkutmadan gerer; yormadan iter.
Son söz şu: YKS, hayatın tamamı değil ama ciddiye alınması gereken bir eşiğidir. Bu eşiği geçerken kendine hoyrat davranmanın kimseye faydası yok. Son 90 günde ihtiyacın olan şey kusursuzluk değil; ritim. Mucize program değil; sürdürülebilir düzen. Sıfır kaygı değil; yönetilebilir duygu. Başkasının temposu değil; kendi yarış planın. Unutma, sınav salonuna sadece çözdüğün soru sayısını değil, kurduğun sistemi de götüreceksin. Ve çoğu zaman kazandıran şey, son anda gazlamak değil; son düzlükte dağılmamaktır. Şimdi yapılacak iş belli: Takvimi aç, haftayı sadeleştir, denemeyi analiz et, eksiği kapat ve her gün masaya aynı ciddiyetle otur. Son 90 gün, oyunun bittiği yer değil; akıllıca oynayanın öne geçtiği yerdir.
Son 90 Gün: YKS Yolculuğunda Soğukkanlı Kalmak
Yayınlanma :
30.03.2026 01:29
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: