Demokrat Parti Afyonkarahisar İl Başkanı Hikmet Bülbül, Türkiye’de hayvancılıkta yaşanan fiyat artışlarının temelinde üretim maliyetleri ve ithalata dayalı politikaların bulunduğunu belirterek, kalıcı çözüm için yem maliyetlerinin düşürülmesi ve yerli üretimin esas alınması gerektiğini söyledi.
“TÜRKİYE’DE ET FİYATLARI KOMŞU ÜLKELERİN ÜZERİNDE”
Demokrat Parti Afyonkarahisar İl Başkanı Hikmet Bülbül, hayvancılık sektörüne ilişkin yaptığı açıklamada Türkiye’de dana etinin kilogram fiyatının 21–22 dolar bandına ulaştığını ifade ederek," Sorunun kaynağı yanlış teşhis edilince ve sorunu çözme iyi niyetinden uzak olunca, ortaya konulan her tedavi de kaçınılmaz olarak sonuçsuz kalmaktadır. Türkiye’de hayvancılık meselesi artık bir tarım başlığı olmaktan çıkmış, doğrudan doğruya bir yönetim ve ekonomi sorunu haline gelmiştir. Bugün açıklanan her yeni destek paketi, geçmişte defalarca denenmiş ve başarısız olmuş politikaların tekrarından ibarettir. Sorunun kaynağı yanlış teşhis edilince ve sorunu çözme iyi niyetinden uzak olunca, ortaya konulan her tedavi de kaçınılmaz olarak sonuçsuz kalmaktadır. 15 yıldır iç savaş yaşayan Suriye’de dahi dana etinin Türkiye’dekinin yaklaşık yarı fiyatına satılıyor. Türkiye’de dana etinin kilogram fiyatı bugün 21–22 dolar bandına dayanmıştır. Bu rakam yalnızca Avrupa Birliği ortalamalarının değil, Türkiye’nin komşusu olan hemen her ülkenin de açık ara üzerindedir. Bulgaristan’da, Yunanistan’da, Irak’ta, İran’da ve Gürcistan’da dana eti Türkiye’den belirgin biçimde daha ucuzdur. Daha çarpıcı olan ise, 15 yıldır iç savaş yaşayan Suriye’de dahi dana etinin Türkiye’dekinin yaklaşık yarı fiyatına satılmasıdır. Bu tablo, meselenin ne coğrafya ne güvenlik ne de hayvan varlığıyla açıklanamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Sorunun temelinde üretim maliyetleri yatmaktadır. Türkiye’de hayvancılığın maliyet yapısı bozulmuştur. Yem, toplam maliyetin yaklaşık yüzde 65–70’ini oluşturmaktadır. Türkiye ise yem hammaddelerinde büyük ölçüde dışa bağımlı bir ülkedir. Yemlik mısır, soya küspesi ve arpa gibi temel girdilerde iç üretim yetersiz kaldığı için her yıl yüz binlerce ton yem ithalatı yapılmaktadır. Dövizle ithal edilen yem, TL ile satış yapan üreticinin maliyetini sürekli yukarı çekmekte, bu maliyet zincirleme biçimde et fiyatlarına yansımaktadır.” dedi.
“ÜRETİCİYE HAYVAN DAĞITMAK; MESELEYİ ÇÖZMEK DEĞİL, SORUNU ERTELEMEKTİR”
Üreticiye hayvan verilmesine dayalı desteklerin kalıcı çözüm olmadığını savunan Bülbül, hayvan sayısının artmasının yem maliyeti düşürülmeden işletme zararlarını büyüttüğünü belirterek, “Bu koşullar altında üreticiye hayvan dağıtmak; meseleyi çözmek değil, sorunu ertelemektir. Hayvan sayısını artırmak, eğer yem maliyeti düşürülmüyorsa, yalnızca zarar eden işletme ve batan girişimci sayısını artırır. Türkiye bunu 2010 yılından bu yana defalarca tecrübe etmiştir. Canlı hayvan ithalatı yapılmış, et ithal edilerek fiyatlar geçici olarak baskılanmış, ancak her seferinde yerli üretici sistemin dışına itilmiş, birkaç yıl sonra fiyatlar daha sert biçimde yeniden yükselmiştir. Geçtiğimiz günlerde açıklanan küçükbaş destek projeleri de aynı yapısal hatayı tekrar etmektedir. Hayvan verilmekte, bakım desteği vaat edilmekte, kredi imkanı sunulmaktadır. Ancak üretici hâlâ pahalı yemle, pahalı enerjiyle, pahalı mazotla üretim yapmak zorundadır. Üstelik üreticinin satış fiyatı üzerinde hiçbir belirleyici gücü yoktur. Piyasa, ithalat sopasıyla her an baskılanabilmektedir. Böyle bir ortamda sürdürülebilir üretimden söz edilmesi mümkün değildir.” İfadelerine yer verdi.
“İTHALATLA ÜRETİM BİRLİKTE YÜRÜTÜLEMEZ”
Hayvancılıkta ithalat ve yerli üretimi aynı anda yürütmeye çalışan ülkelerin başarılı olamadığını belirten Bülbül, “Hayvancılığı ithalatla birlikte yürütmeye çalışan hiçbir ülke başarılı olamaz. Türkiye yıllardır bu iki tercihi aynı anda yapmaya çalışmakta, bunun bedelini hem üreticiye hem tüketiciye ödetmektedir. Sonuçta ne üretici para kazanabilmekte ne de vatandaş ucuz ete erişebilmektedir. Aynı yanlış yaklaşım beyaz ette de görülmektedir. Tavukçuluk sektörü, yıllarca ihracatla ölçek büyütmüş, maliyet avantajı sağlamışken; Ramazan öncesi fiyat artışına mani olmak için ani ihracat yasaklarıyla daraltılmıştır. Kötü ekonomi yönetiminin faturası tavuk üreticisine yüklenmek istemektedir. İhracatı durdurmak kısa vadede fiyatı kontrol ediyor gibi görünse de, orta vadede üretimi küçültmekte, maliyetleri artırmakta ve iç piyasada da fiyatların düşmesini engellemektedir. Dünya piyasasında istikrarlı üretim ve ihracat politikası izleyen ülkeler pazar payını büyütürken, Türkiye rekabet gücünü günden güne kaybetmektedir.” şeklinde konuştu.
“SORUN ÜRETİCİDE DEĞİL POLİTİKADA”
Türkiye’de hayvancılıkta yaşanan sorunların üreticiden kaynaklanmadığını belirten Bülbül, “Bütün bu tablo bize bugün şunu göstermektedir: Türkiye’nin hayvancılık sorunu üreticinin yetersizliği değildir. Çiftçi gayretkârdır, üretici tecrübelidir. Sorun, ithalata dayalı, günü kurtaran, popülist ama iktisadi gerçeklerle çelişen art niyetli ve iş bilmez politikalardır. Hayvancılık, hayvan dağıtarak değil; yem bitkileri üretimini artırarak, girdi maliyetlerini düşürerek, ithalatı istisna haline getirip yerli üretimi esas alarak ayağa kalkar. Devletin görevi piyasaya günübirlik müdahaleler yapmak değil, üreticiye öngörülebilir bir ekonomik zemin sunmaktır. Aksi halde bugün küçükbaşta yaşanan sorun yarın büyükbaşta, bugün kırmızı ette görülen tablo yarın beyaz ette tekrar edecektir. Sonuç değişmeyecektir: pahalı gıda, üretimden kopan çiftçi ve geçim derdiyle boğuşan vatandaş, Türkiye’nin ihtiyacı yeni projeler değil, doğru bir tarım ve hayvancılık aklıdır. Bu akıl, ithalatla değil üretimle, geçici pansumanlarla değil kalıcı çözümlerle hareket etmekten geçmektedir.” dedi.
Yorumlar
Kalan Karakter: