Birleşmiş Milletler kriterlerine göre yaşlı nüfus oranı yüzde 8’in üzerine çıkan ülkeler “yaşlı ülke” olarak kabul ediliyor. OMÜ Eğitim Fakültesi Türkçe ve Sosyal Bilimler Eğitimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Cevdet Yılmaz, Türkiye’nin bu eşiği aştığını belirterek, yaşlanan nüfusun ekonomik ve sosyal etkilerine karşı acil politika geliştirilmesi gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Cevdet Yılmaz, nüfusun yaşlanma süreci, bu sürecin toplumsal ve ekonomik etkileri ile aktif yaşlanma anlayışının farklı boyutlarını değerlendirdi. Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşların, yaşlı bireylerin yalnızca yaşam süresini değil, yaşam kalitesini de artırmayı hedeflediğini ifade eden Yılmaz, “Dünya genelinde yalnızca gelişmiş ülkelerde değil, gelişmekte olan ülkelerde de 60 yaş üstü nüfus hızla artıyor. Bugün ülkelerin ortak hedefi, bu nüfusun daha uzun süre sağlıklı, üretken ve toplumla bağını koparmadan yaşamasını sağlamak. 2000’li yıllardan itibaren Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletler, bu hedef doğrultusunda ‘aktif yaşlanma’ ve ‘yaşlı dostu toplumlar’ kavramlarını ön plana çıkardı. Amaç, yaşlı bireylerin sadece yaşam süresini değil, yaşam kalitesini de artırmak” dedi.
TÜRKİYE’DE YAŞLI NÜFUS HIZLA ARTIYOR
Nüfusun yaşlanmasının iki temel nedeni olduğunu belirten Prof. Dr. Yılmaz, “Doğurganlık oranlarının düşmesiyle mevcut nüfus içinde yaşlı nüfus oranı artıyor ve yaşam süresi uzuyor. İnsanlar artık sadece daha uzun yaşamıyor, ileri yaşlarda da daha fazla nüfus daha uzun süre hayatta kalıyor. Bu durum, toplumların yaş ortalamasını hızla yukarı çekiyor. Çalışma hayatı açısından bakıldığında 65 yaş genellikle emeklilik yaşı kabul edilse de üretkenlik ve sosyal yaşam bakımından 55 yaş üstü nüfus da yaşlılık sürecine dahil ediliyor” diye konuştu.
Dünya verilerine de değinen Yılmaz, “1950’de dünya nüfusunun yüzde 8’i 60 yaş üstüyken, bu oran 2014’te yüzde 12’ye yükseldi. 2050’de ise yüzde 21’e ulaşması bekleniyor. Günümüzde Japonya, İtalya ve Portekiz gibi ülkeler yaşlı nüfus oranının en yüksek olduğu ülkeler arasında yer alıyor. Bu tablo karşısında pek çok ülke, aktif yaşlanmayı destekleyecek yeni stratejiler geliştirmek zorunda kalıyor. Türkiye de bu sürecin dışında değil. Türkiye’de yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı son yıllarda hızla artıyor. Son 10 yılda genel nüfus artış hızı sınırlı kalırken, yaşlı nüfus çok daha hızlı büyüdü. Birleşmiş Milletler kriterlerine göre yaşlı nüfus oranı yüzde 8’in üzerine çıkan ülkeler ‘yaşlı ülke’ olarak kabul ediliyor ve Türkiye bu eşiği aşmış durumda” ifadelerini kullandı.
‘AMAÇ, YAŞLILARIN BAĞIMSIZ VE ONURLU BİR YAŞAM SÜRMESİNİ SAĞLAMAK’
Nüfusun yaşlanmasının ekonomik ve sosyal sonuçlar doğurduğunu kaydeden Prof. Dr. Yılmaz, “Nüfusun yaşlanması yalnızca demografik bir mesele olmayıp, ekonomik ve sosyal sonuçlar da doğuruyor. İşgücüne katılımın azalmasıyla birlikte emeklilik sistemleri, sağlık hizmetleri ve sosyal güvenlik mekanizmaları üzerindeki baskı artıyor. Avrupa ülkelerinde bu sürecin kamu maliyesi açısından riskler oluşturduğu ve nesiller arası dayanışmayı zayıflatabileceği vurgulanıyor. Bu nedenle aktif yaşlanma, sadece yaşlı bireyleri değil, toplumun genel refahını ilgilendiren bir konu olarak öne çıkıyor” dedi.
Aktif yaşlanmanın kapsamına ilişkin de bilgi veren Yılmaz, “Aktif yaşlanma; yaşlı bireylerin uzun süre sağlıklı, üretken ve toplumsal yaşamın içinde kalmasını amaçlıyor. Bu süreç yalnızca istihdamla sınırlı kalmıyor; gönüllü faaliyetler, bilgi ve deneyimin genç kuşaklara aktarılması ile sosyal ve kültürel yaşama katılım da bu anlayışın önemli unsurları arasında yer alıyor. Amaç, yaşlı bireylerin bağımsız ve onurlu bir yaşam sürmesini sağlamak” diye konuştu.
YALNIZLIK VE SOSYAL İZOLASYON RİSKİ ARTIYOR
Kent yaşamının yaşlı bireyler açısından bazı güçlükler barındırdığını dile getiren Prof. Dr. Yılmaz, “Kalabalık, gürültü, hava kirliliği ve hizmetlere erişimde yaşanan zorluklar yaşlı bireyler için önemli sorunlar oluşturabiliyor. Ekonomik koşullar, eğitim düzeyi ve sosyal çevre yaşlılık dönemindeki ihtiyaçları belirginleştirirken, özellikle kadınlar daha kırılgan bir konumda bulunabiliyor. Emeklilikle birlikte sosyal ilişkilerin azalması, yalnızlık ve sosyal izolasyon riskini artırıyor” dedi.
Yaşlı bireylerin bilgi ve deneyiminin kuşaklar arası bağların güçlenmesi açısından önemli bir değer taşıdığını vurgulayan Yılmaz, “Bu noktada kırsal yaşam; doğayla iç içe olma, üretkenlik imkanları ve sosyal dayanışma yapısıyla aktif yaşlanma açısından önemli fırsatlar sunuyor. Şehirlerde artan yaşam maliyetleri emeklileri daha sade bir yaşama yöneltirken, kırsal yaşam bu açıdan avantaj sağlıyor” ifadelerini kullandı.
‘YAŞLI DOSTU YERLEŞİMLERİN ÖNEMİ ARTACAK’
Önümüzdeki yıllarda yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte yaşlı dostu yerleşimlerin ve ‘yerinde yaşlanma’ anlayışının önem kazanacağını belirten Prof. Dr. Yılmaz, şunları söyledi:
“Yaşlı nüfusa sunulacak aktif yaşlanma seçenekleri doğru politikalarla iyi yönetilirse kamu kaynakları üzerindeki baskı daha az olacaktır. Bu nedenlerle aktif yaşlanma süreci iyi takip edilmeli, yaşlanan nüfusun üretkenlikten kopmasına göz yumulmamalıdır. Yakın bir gelecekte pasif yaşlı nüfus kabusuyla uyanmak istemiyorsak süreci iyi takip etmeli, yaşlanma sürecini fırsata çevirecek politikalar üretmeli, bunları geliştirmeli ve hızla uygulamaya başlamalıyız.”
Yorumlar
Kalan Karakter: