"Cansu Canan'la Sohbet" programına 18 Tem 2025 tarihinde konuk olan, Türkiye'nin önde gelen tarihçilerinden Prof. Dr. İlber Ortaylı ile Fatih Sultan Mehmet'in hayatı konuşuldu. Programda, Osmanlı İmparatorluğu'nun en önemli figürlerinden Fatih Sultan Mehmet'in hayatı, fetihleri, ölümü ve entelektüel kişiliği üzerine derinlemesine bir sohbet gerçekleştirildi.
İşte İlber Ortaylı'nın çarpıcı açıklamalarıyla Fatih Sultan Mehmet hakkında merak edilenler:
Fatih Sultan Mehmet'in Tahta Çıkışı ve Karşılaştığı Zorluklar
Soru: Fatih Sultan Mehmet'in çocuk yaşta (12 yaşında) tahta çıkması o dönem için ne ifade ediyordu? Hanedan yapısında bu durum nasıl karşılandı?
İlber Ortaylı: Osmanlı'da çocuk yaşta tahta çıkan padişahlar olmuştur (örneğin 4. Murat, 4. Mehmet). Ancak onların döneminde "Valide Sultan" (anne) naipliği, yani devleti yönetme yetkisi vardı. Fatih'in durumu ise farklıydı. 15. yüzyılda Osmanlı tahtının arkasında bugünkü anlamda bir devlet mekanizması tam oturmamıştı; hanedan hakimiyeti mutlak değildi.
Fatih'in 12,5 yaşında tahta çıkması, babası II. Murat'ın ruhen yaşadığı yorgunluk sonucu inzivaya çekilmesiyle oldu. (Bu durumu günümüzdeki psikiyatrik terimlerle "bağımlılık" vb. şekilde açıklamak doğru değildir.) II. Murat'ın çekilmesi, Avrupa'da büyük bir fırsat olarak görüldü. Özellikle çok güçlü olan ve Orta Avrupa ile Balkanlar'ı kontrol eden Macaristan Krallığı, yapılan barış antlaşmasını bozarak (Kardinal Cesarini'nin kışkırtmasıyla) Osmanlı'nın üzerine yürüdü. Avrupalılar, 12 yaşındaki bir çocuğun orduyu yönetemeyeceğini düşünmekte haksız sayılmazlardı. İçeride de Çandarlı Halil Paşa gibi güçlü devlet adamları Mehmet'in yetersiz kalacağını düşünüyordu. Fatih, bu durumu ve kendisine duyulan güvensizliği asla unutmadı. Çandarlı ailesinden çekinmesinin ve aristokrasiyi (hem Türk-Müslüman hem de fethedilen yerlerdeki Hristiyan aristokrasiyi) yok etmesinin temelinde bu yatmaktadır. Fatih, aristokrasinin gücünü kırarak merkezi otoriteyi tesis etti.
Soru: II. Murat'ın tahta geri dönüşü (Varna Savaşı) Fatih'i nasıl etkiledi?
İlber Ortaylı: Varna Savaşı çok kritikti. Eğer kaybedilseydi Osmanlı Devleti tarumar olabilirdi. Fatih, bu süreçte eyalet ordularının yetersizliğini ve merkezi, daimi bir ordunun (Kapıkulu ocakları) önemini anladı. Merkezi ordu kavramı o dönemde Avrupa'da bile tam oturmamıştı; Macarlar (Matthias Corvinus) bunu denedi ama çok pahalıya mal oldu. Türkler ise Kapıkulu ordusunu bütçeyi sarsmadan, makul ölçülerde kurmayı başardılar. Fatih, askeri düzen ve harcamalar konusunda bir dehaydı. 19 yaşında ikinci kez tahta çıktığında, artık ne yapması gerektiğini çok iyi biliyordu ve iki yıl sonra İstanbul'u fethetti.
Gemilerin Karadan Yürütülmesi ve Popüler Tarih Yanılgıları
Soru: İstanbul'un fethi sırasında gemilerin karadan yürütülmesi olayı gerçek mi? Bazı tarihçiler bunun bir efsane olduğunu iddia ediyor.
İlber Ortaylı: Gemilerin karadan yürütülmesi kesinlikle gerçektir. Dönemin hem Türk hem de yabancı önemli tarihçileri bunu yazmıştır. Bugün bu gerçeği inkar edenler, genellikle kaynak dillerini (Osmanlıca, yabancı diller) okuyamayan, hiçbir ehliyeti olmayan amatör ve "cahil" kişilerdir. "Tabu yıkıyorum" diyerek şarlatanlık yapmaktadırlar. Okul kitaplarında anlatılanlar genel olarak doğrudur.
Yabancı tarihçilerin de (örneğin Franz Babinger) abartmaları veya yanlış yorumları olabilir. Babinger, yabancı arşivleri iyi kullansa da Türk kaynaklarına hakim değildi (bunu Halil İnalcık da sıkça eleştirmiştir). Örneğin, Papa II. Pius'un Fatih'i Hristiyanlığa davet ettiği mektup meselesi böyledir. O mektup Fatih'e asla gönderilmemiştir; Vatikan arşivlerindeki sadece bir müsveddedir. "Mektup gitseydi ne olurdu?" veya "Fatih Hristiyan olsaydı ne olurdu?" gibi sorularla ("olsaydı ile") tarih yazılmaz.
Cem Sultan Olayı ve Kaçırılan Fırsatlar
Soru: Fatih Sultan Mehmet'in ölümünden sonra Cem Sultan tahta geçseydi Osmanlı tarihi nasıl şekillenirdi?
İlber Ortaylı: Cem Sultan tahta geçseydi belki farklı bir politika güderdi, ancak asıl mesele "kimin geçtiği" değil, "taht kavgasının kendisi"dir. Cem Sultan ile II. Bayezid arasındaki taht kavgası Osmanlı'yı mahvetmiştir.
Bu iç savaş nedeniyle İtalya'nın fethi durmuş, Endülüs'e (İspanya'daki Müslümanlara) müdahale edilememiştir. Selçuklu dönemindeki taht kavgalarının etkisi sınırlıydı; ancak 15. ve 16. yüzyıllarda, Avrupa'da milli devletlerin ve ateşli silahlarla donatılmış orduların doğduğu bir dönemde taht kavgası büyük bir zafiyettir.
Cem Sultan, önce Mısır'a, sonra Rodos Şövalyelerine sığınmış ve Papalığın (VI. Alexander Borgia) eline düşmüştür. Avrupa, Cem Sultan'ı Osmanlı'ya karşı adeta "nükleer bir silah" gibi, bir rehin ve şantaj aracı olarak kullanmıştır. Osmanlı Devleti (II. Bayezid), Cem Sultan serbest bırakılmasın ve iç savaş çıkmasın diye her yıl Vatikan'a devasa bir haraç ödemek zorunda kalmıştır (Vatikan'ın bütçesini karşılayacak kadar). Cem Sultan'ın soyundan gelenler bile yıllar sonra Kanuni Sultan Süleyman'a karşı kullanılmıştır (Rodos'un fethinde Hristiyanlaştırılmış torunlarının öldürülmesi olayı).
İtalya Seferi ve Karadeniz Politikası
Soru: Fatih'in İtalya'yı fethetme hedefi gerçekleşseydi Rönesans'ı yaşar mıydık? Neden gecikti?
İlber Ortaylı: İtalya seferi, Fatih'in yanlış bulduğum Karadeniz politikası nedeniyle gecikmiştir. Karadeniz'i bir "Türk gölü" yapma saplantısı (bugün Rusya'nın da yaptığı gibi lüzumsuz bir çabadır), Pontus İmparatorluğu (Trabzon) ve Akkoyunlular ile uğraşılması İtalya fethini ertelemiştir. Akkoyunluların (Uzun Hasan) denize çıkma imkanı zaten yoktu. Osmanlı'yı deniz devleti yapan Fatih'tir, ancak dağlardan Pontus'a inmek orduyu çok yıpratmış ve vakit kaybettirmiştir.
Eğer Gedik Ahmet Paşa'nın Otranto'ya çıkışıyla başlayan İtalya seferi kesintiye uğramasaydı, Roma baskı altına alınacak, İtalyan Rönesans'ının kültürel hareketleri Türkiye'ye sızacak ve Malta, Sicilya gibi adalar Osmanlı hakimiyetine girecekti. Ancak Karadeniz'e öncelik verilmesi, Türkiye'nin kültürel gelişimi açısından büyük bir kayıp olmuştur.
İstanbul'un Yağmalanması İddiaları
Soru: İstanbul'un fethinden sonra şehir büyük bir yağmaya maruz kaldı mı?
İlber Ortaylı: O dönemin savaş hukukuna (usule) göre, teslim olmayan bir kale yağmalanır; bu askerin hakkıdır. Ancak Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'un harap olmasını istemediği için yağma süresini çok kısa tutmuştur.
Aslında fethedilecek zengin bir İstanbul zaten kalmamıştı. 1204'teki Latin İstilası'ndan (Haçlı seferi) sonra şehir tamamen yağmalanmış ve bitmişti. Bizans aristokrasisi, zenginliklerini İtalyan bankalarına kaçırmış, şehir İtalyan cumhuriyetlerinin (Venedik, Ceneviz) kontrolüne girmişti. Hatta Bizans imparatorlarının törenlerde taktıkları mücevherlerin bile sahte olduğu söylenir.
Fatih Sultan Mehmet'in Ölümü: Zehir mi, Hastalık mı?
Soru: Fatih Sultan Mehmet zehirlenerek mi öldü?
İlber Ortaylı: Zehirlendiğine dair güçlü iddialar var. Fatih'in "Nikris" (Gut) hastalığı olduğu biliniyor. 21 sefere çıkmış, sürekli at üzerinde kalmış, çizme giymiş ve fazla protein (et, deniz ürünleri) tüketmiştir. O dönemde gut hastalığının tedavisi çok ilkeldi (örneğin kan akıtmak için güvercin kesip basmak gibi).
Fatih'in son seferinin yönü (Anadolu mu, İtalya mı) tam bilinmiyor. Ancak Gebze'de aniden fenalaşıp vefat etmesi, Venedikliler tarafından doktoru (Yakop) aracılığıyla zehirlendiği şüphesini doğurmuştur (En büyük kaynak Aşık Paşazade'dir, ancak o da olayı bizzat görmemiştir). Sebep zehir de olsa yanlış tedavi de olsa, Fatih'in ani ölümü siyasi bir kaosa ve Cem Sultan olayına yol açmıştır.
Fatih Sultan Mehmet'in Entelektüel Kişiliği
Soru: Fatih Sultan Mehmet nasıl bir entelektüeldi? Hangi dilleri biliyor, neler okuyordu?
İlber Ortaylı: Fatih Sultan Mehmet, döneminin çok ötesinde, muazzam bir entelektüeldi.
- Her şeyi okurdu. Elinden Ptolemaios'un (Batlamyus) haritaları (atlas) düşmezdi. İlyada'yı okumuştur.
- Arapça ve Farsça'nın yanı sıra; İtalyanca, Yunanca ve Sırpça biliyor, bu dillerde kitap okutuyor veya kendi okuyordu.
- Doğu kültürüne de hakimdi; Çağatayca ve Uygurca metinleri inceletirdi.
İtalyan Rönesans aydınlarından bile daha donanımlıydı. Örneğin Floransalı Pico della Mirandola Latince, Yunanca ve İbranice bilirken; Fatih doğu dillerinin (Arapça, Farsça, Türkçe) üzerine Yunanca, İtalyanca ve Sırpça ekleyerek çok daha geniş ve çeşitli kaynaklara ulaşabiliyordu. "Batı'yı ve Doğu'yu o kültürle kendi içinde birleştirirsen, senden zaten korkulur" sözü Fatih'in bu benzersiz donanımını özetler.
Yorumlar
Kalan Karakter: