Henüz ilkokul sıralarındayken 1966 yılında babası tarafından bir saat ustasının yanına çırak olarak verilen Sungun’un zamanla kurduğu bağ, bir ömre yayıldı. Yıllar süren çıraklık ve kalfalık döneminin ardından ustalığa adım atan Sungun, askerlik dönüşü kendi dükkânını açarak mesleğini sürdürmeye başladı.
“Bu bir emanet”
Duvar saatlerinden köstekli saatlere, kol saatlerinden antika eserlere kadar binlerce saati tamir eden Sungun, ustasından devraldığı mesleği bir “emanet” olarak görüyor. “1966 yılında mesleğe başladım ve hâlâ devam ediyorum. Ustamız bize bu emaneti verdi, biz de bizden sonrakilere bırakmak isteriz” sözleriyle mesleğine olan bağlılığını dile getiriyor.
Tik tak seslerinin hiç eksik olmadığı küçük dükkânında akrep ile yelkovanın yarışına tanıklık eden Sungun, ilerleyen yaşına rağmen ilk günkü heyecanla çalıştığını söylüyor.
Dijitalleşme mesleği zorluyor
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte dijital saatlerin yaygınlaşması, geleneksel saat tamirciliğini zorlayan en önemli etkenlerden biri. Sungun’a göre geçmişte kurmalı saatlerin yoğun olarak kullanıldığı dönemlerde iş daha hareketliyken, bugün yeni nesil bozulan saati tamir ettirmek yerine yenisini almayı tercih ediyor.
Bir dönem şehirde 40’a yakın saat ustasının bulunduğunu anlatan Sungun, bugün sayının oldukça azaldığını ve yeni çırak yetişmediğini vurguluyor. “Yeni eleman yok, kimse yetişmiyor. Bizden sonra bu meslek devam eder mi bilmiyorum” diyerek endişesini paylaşıyor.
Zamana karşı sabır
Antika saatlerin ince mekanizmalarını sabırla onaran Sungun, mesleğini tüm zorluklara rağmen sevgiyle sürdürüyor. Küçük dükkânında yıllardır değişmeyen tek şey ise saatlerin hiç susmayan tik tak sesi.
Gaziantep’in tarihi pasajında 3 metrekarelik bir alanda verilen bu mücadele, yalnızca bir meslek hikâyesi değil; aynı zamanda zamana karşı verilen sessiz bir direniş olarak dikkat çekiyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: