Reklam
Doç. Dr. Mehmet SARI

Doç. Dr. Mehmet SARI


AFYONKARAHİSAR SEVDALISI ADANALI ZİYA'YI TANIYOR MUYUZ (56)

16 Kasım 2020 - 03:02

“Adanalı Ziya ve Evrâk-ı Hazân” Adlı Kitaptan Bir Sayfa

Adanalı Ziyâ’yı doğru olarak tanıma ve tanıtma adına yazdığımız bu yazılarımızda, kişi veya kişileri hedef almadığımızı, Ziyâ’nın yanlış yayımlanan şiirlerini düzelterek onun yanlış tanınmamasını hedeflediğimizi bir daha söylemek isterim.
Bugün üzerinde duracağımız gazel “Te’essür” başlığıyla, Afyonkarahisar’ın mahalli gazetelerinden Îkâz gazetesinde (7 Ramazan 1342/10 Nisan 1340-1923, Sene: 5, Nu. 436-37, s. 1) Arap harfleriyle, Gençliğin Sesi gazetesinde (Vicdânî, 27 Ekim 1962, S. 22122, s. 2) Latin harfleriyle yayımlanmıştır.
Yazımızın alt başlığında adı geçen kitabın fotoğrafı verilen sayfada görüleceği gibi dipnotta Îkâz gazetesi kaynak olarak verilmiş olmasına rağmen Arap harfli metin olduğu ve Osmanlıca bilgisi olmadığı için dikkate alınmamış, dipnotta verilen Latin harfli kaynaktan aynen alındığı için metin hatalarla kurulmuştur. “Te’essür” adlı gazelin Arap harfli metinden hareketle kurduğumuz Latin harfli metni, hatalı kurulan metnin ve Arap harfli metninin fotoğrafı verilerek değerlendirme akıl ve vicdan sahibi okuyucumuza bırakılmıştır...
Adanalı Ziyâ yaşayışı sebebiyle, kendisini hakkıyla tanımayanlar tarafından eleştirilmiş, hatta hakarete varan sözlerle rencide edilmiştir. Çok konuşmayan, hakkında ileri geri konuşanlarla muhatap olmayan filozof Ziyâ, üzüntülerini, duyduğu acılarını ve kederlerini şiir diliyle defterine anlatır.
“Te’essür” adlı gazel işte bu tür şiirlerden biridir. Ziyâ, yaşayışından hareketle kendisini yanlış tanıyan ve haksız yere eleştirenlere cevap verir gibidir. Gazelin matla beytinde, dünyayı bir meclise benzeten Ziyâ, kendisinin hiçbir şeyden korkmayan (bî-bâk) serbest biri olduğunun sanılmamasını ve bağır yakan, acıklı (sıkıntıdan dolayı) yakası yırtık (girîbân-çâk) biri olduğunu söyler...
Hatalı kurulan metindeki “Veşhe-i azmim”in “Veche-i 'azmim”, “beste-i firâkıyım”’ın “beste-i fitrâkiyim”, “Pür şegâf”ın “Pür-şegaf”, “Bu el-aceb”in “Bü'l-'aceb”, “şâdkâm”ın “şâd-kâm” olması gerektiğini söyleyip bugünkü yazımızı da noktalayalım.
GAZEL
Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilün

Bezm-i dehrin sanma ki âzâde-i bî-bâkiyim
Ben de bir derd-i ciger-sûzun girîbân-çâkiyim

Veche-i 'azmim bana da sen kadar mechûldür
Yâ nasîb ol şeh-süvârın beste-i fitrâkiyim

Pür-şegaf her cüz'-i ferdim na're'-i Yâ Hayy çeker
Fıtratın mest-i temâşâ-yı cemâl-i pâkiyim

Her ne yapsam gördüğüm hep 'aks-i te'sîrâtdır
Bü'l-'aceb bir âfetin bâzîçe-i idrâkiyim

Son demimdir şâd-kâm-ı lûtf et ey mâhım beni
Gel de baş üzre yerin var ben ayaklar hâkiyim

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar