İNSAN-KADIN-ANNE


Değerli okurlar, bu hafta sizlere belli bir kişi özelinden hareketle insan olarak başladığımız hayat yolculuğunda çıkılabilecek en yüksek mertebeye uzanışı anlatmak istiyorum. İnsan, kadın, anne…
 
Osmanlı Devleti’nin zor dönemler geçirdiği bir zamanda Anadolu’nun batısı, Balkanların doğusunda yaşayan bir kadındı. Ekonominin tüm ülke genelinde bozulduğu bir süreçte eşini kaybedip dul kaldı. Genç yaşta çocuklarının ölümünü gördü. Ev işi, imalat ile aile ekonomisini canlı tutmaya çalıştı. Yetiremeyince çok istemese de ikinci kez evlenmek zorunda kaldı. Hayatta kalmayı başarmış yaşayan tek oğluyla arası bozuldu. Oğlu şehir dışında yatılı okumaktaydı ve bu durumu kabullenip annesi ile barışması epey bir süre aldı. Bu kişi bir insan olarak bir kadın olarak ve bir anne olarak başa gelebilecek en güç şartlarla mücadele etti.
 
Yaşadığı çevrede okuma yazma bilen nadir ailelerden oldukları için küçük yaştan itibaren Kur’an okurdu ve çevresinde “Molla Kadın” kadın olarak bilinirdi. Yaşadığı tüm acılara Allah’a sığınarak dayandı.
 
İlk evladı bir kızdı, adı Fatma. Ardından Ömer ve Ahmet isimli iki oğlu olmuştu. Selanik Yenikapı Semti’nde  yaşadıkları dönemde doğmuşlardı; ancak Fatma hayata tutunamayarak vefat etti. Bu bir anne olarak yaşadığı ilk büyük acıydı. Bu acıyı geride bırakarak eşinin tayin olduğu Yunanistan’ın en batısına Arachthos Nehri kıyısındaki Yanya şehrine gittiler. Maalesef burada da oğulları Ömer ve Ahmet’i kaybetti. Hele 2 yaşındaki Ahmet’in mezarının başına gelenleri anne yüreğiyle bir düşünün! Fırtınalı bir gecede, Ahmet’in mezarı başına üşüşen aç kurtların dişleri onun minik, cansız bedenini acımasızca tüketti! 14 yaşında evlenmiş; 20’li yaşlara geldiğinde dünyaya getirdiği üç yavrusunu da yitirmişti.
 
Ardından Selanik’e geri dönseler de ne onun ne de Osmanlı Devleti’nin durumu enkazdan farklı değildi. Selanik’te bir oğlu daha dünyaya geldi; ona Mustafa adını verdiler, ardından Makbule ve Naciye doğdu. Bu kez de verem illetinden önce eşini ardından en küçük kızı olan Naciye’yi kaybetti. Bu tarihlerde Osmanlı Devleti de Balkanları hemen sonrasında ise I.Dünya Savaşı’nı  ve tüm Anadolu’yu kaybedecekti.
 
Tıpkı devletimiz gibi, ailenin de ekonomisi bozulmuş; geçimi dara düşmüştü. El işlemesi oyalarla, dantellerle ev denilen devin ihtiyaçları giderilemiyordu elbette. Araya giren komşuların, akrabaların ısrarlarına dayanamayıp Ragıp Efendi ile ikinci evliliğini yaptı. Bu kez de oğlunun gönlü kırıldı. Anne oğlun arasına aylar süren küslük girdi. Yaşayan tek oğlunun da özlemini çekti.
 
Zübeyde Hanım altı evladından sadece ikisini kurtarabildi. Fakat onun hayatta tutmayı başarabildiği yaşayan tek oğlu olan Mustafa Kemal, koskoca bir ulusu hayatta tutmayı başaracaktı…
 
Dört evladının kaybına rağmen Zübeyde Hanım,  14 Ocak 1923’te vefat ettiğinde, bir millet onu anne olarak kabul etmişti…